31.10.12

kafam sorularla dolu

-hiç renk evcilleştirdiniz mi?
-uçuşan notaları yakalamak için nasıl bir ağ kullanmak gerekir?
-teller sustuklarında ne hisseder?
-kelimeler varoluşlarından mutlu mu?
-varoluşçu kelimeler de var mı?
-utangaç kavramlar var mıdır?
-boşluğun benliğinin sesi nasıldır?
-gülümseyen yıldızlar ve gülümsemeyen yıldızlar arasında fark var mıdır?
-yaşlı yıldızlar bilge midir?
-kara delikler depresyona girer mi?
-odamın duvarları beni seviyor mudur?
-çok tatlı yemek neden daha güzel yapmaz dünyayı?
-tanrı beni sevmiyor mu?
-düş kapanlarım çalışıyor mu?
-düş kapanlarını modifiye edersek başka şeyler de yakalayabilir miyiz?
-büyülü eşyalar nasıl yapılıyor?
-evcil bulutum olsa olur mu?
-evcil bulutlar musluk suyu içerlerse hastalanırlar mı?
-siyah bulutlar nasıl hissediyorlar kendilerini?
-cadılar bayramı gecesi gerçekleştiği iddia edilinen o duvar zayıflamasından faydalanıp dış dünyada kalmış kısımlarımızı kurtarabilecek miyiz?
-ruhumu ben mi kırdım? parçalar nerde?
-neden gözlerimi kapattığımda karanlıktan başka hiç bir şey göremiyorum?
-imgeler biz onları göremediğimizde nerede duruyor?
-biz uyurken parmaklarımız ne yapıyor?
-kelimeler çıkarken çıkış yollarını zedeliyor mudur yoksa rahatlatıyor mudur?
-posterler sıkılır mı?
-kahve kremasını sevmemem kahvenin kutsallığından kelli olaraktan münafıklık mıdır?
-neden ben sütü kahve kremasına tercih ederken bazı insanlar kahve kremasını süte tercih ediyor?
-neden bazı insanlar jelibon sevmez?
-neden bazı insanlar çok insan?
-neden konuşmalarımız sadece duyulabilir şeyler?
-neden bazı şeyleri farklı algılamak için fazladan efor sarfetmek gerekiyor bazen?
-neden neden için başka kelime aklıma gelmiyor?
-neden varolmayan bir renk düşleyemiyoruz?
-mut neden biter?
-mucizeler nadiriyetini kaybetmeyecek mi hiç?
-gerçellik beni zehirlemeye ne kadar daha devam edecek?
-neden bunca zamandır hiç yazmadım?..
-sorularım neden bitti?....
öyle işte..

1.10.12

Obsidyen

Elimde en bir ya da iki bin sene önce kullanılmış bir taşı tutup taşı değil iki ay öncesini hissetmeye çalışma çabalı bir gecede, gözlerimi kapattığımda renkleri siyaha dönebileceğinden korktuğum duvarlarımın arasında bekliyorum. Eğer uyursam kötü bir şeyler olacak hissi dolu içim. Zamanın geçmesinden ürkülen zamanlardan birindeyim nedensizce.
Bütün gün aynı pozisyonda bilgisayarla yatakta durmaktan ağrıyan sırtım canımı acıtıyor. Doğrulup sırtımı geriyorum, tuhaf sesler çıkarıyor her zamanki gibi. Zaman geçmiyor, hala aynı şarkıdayım.

Taşı kaldırıp inceliyorum, çalan şarkı bir şeyler anımsatırmış gibi yapıyor ama başarısız kalıyor. Yarım ağız gülümseyebileceğimi farkettiğim düşüncelerimi üşengeçlikten kenara bırakıp taşı sorgulamama devam etmek istiyorum ama o yarım ağız gülümsemeyi yapabileceğimden emin olmak için önce deneyip ondan sonra taşı tekrar kaldırıyorum. İşaret parmağımın tırnağı uzunluğunda ve ona yakın genişlikte bir şey, biçimsiz, bazı yüzeyleri kaygan bazılarıysa keskin.. Uzunluk algımın metrik sistemle olamadığını anımsadığım başka bir zaman geliyor, zihnim dallanmaya çalışıyor ama ben onu odaklanmaya zorluyorum. Elimde, kendi varoluşunun ona katmadığı ve belki hiç düşünmediği bir anlama sahip bir taş tutuyorum. Hafifçe bırakıyorum, karnıma doğru düşüyor. Aslında hafifliğini ölçtüğümü düşündürtüyorum kendime. Kokluyor, tadıyorum. Tadı tuhaf. Bir daha tatmama kararı alıyorum. Saçmalıyor muyum?..

Sessizliğin ürkütücülüğünden sonra müziklere bakıp fazla düşünmeden Mogwai açıyorum. Artık güvendeyiz. Aslında tedirgin edici bir melodi başlıyor. Huzursuzluk var şarkıda. Adı Ex-Cowboy. Ne anlattığını bilmiyorum ama ölü bir kovboyun ruhunun kasabasında hüzünle dolaşışını kurguluyor zihnim örümcek ağlarında. Uyumak istemiyorum, zihnim garip bir yer haline geliyor. Aslında ben mutluyum ama yarın insanlara uyum sağlayabilecek miyim bu akışla bilmiyorum. Düşünce sistemimin yetersizliği hissiyse başka bir hikaye ve başka bir zamanın konusu. Belki cips falan gerektiren bir zamanın. Konuyu geçiştiriyorum.

İçi ağzına kadar, üstü kapalı ben dolu bir yazı dökülüyor parmaklarımdan. Çok şey anlatıyorum ama umarım hiç bir şey anlatamıyorumdur. Yıllar sonra tekrar varolmaya karar veren göbeğimin üzerinde varlığını bildiğim en yaşlı şeylerden biri duruyor ve ben onun en yeni anılarını seviyorum. İlgim dağılıyor. Susuyorum.

Mogwai gece gece çok gürültü yapıyor.

Ben, gerçekten susuyorum. Taşı özenle sakladığım şeffaf kabına geri koyuyor, koruma altına alıyorum. Okuduğun kelimeleri şimdilik burada bitiriyorum..

Simetriyi tutturabildiğim için ne kadar mutlu olduğumu düşünüyorum.