8.8.12

iki gümüşün yoksa bir öykü anlat bana

"
"Hayır aşkım anlamıyorsun, ben seni tamamen ölesin diye öpmüştüm." dedi toprağa bakan gözlerimi görmeye çalışarak. Ses tonu titrekti, yüzüne bakabilsem belki gözlerinin yanlarından süzülen gözyaşı damlalarını görebilirdim teninde kaybolmadan onlar. Teni o kadar pürüssüzdü ki gözyaşları görünmez olabiliyor ya da duraksamadan kayıp aşağı düşebiliyorlardı. Önceden, çok önceden bir defasında yakalamıştım bir tanesini ve silmiştim yanağından. Ani hareketim seni önce ürkütmüş sonra düşünceli bir şekilde boynunu büktürtmüştü. Bana bakmıyorken sen, tadına bakmıştım gözyaşının. Acıydı çok. Yaşam enerjimi içimden çekip çıkarırcasına acıydı. Zaman zaman düşlerimiz uzak kalsın deyip uzaklaşmıştık ama tek uzak kalan gözlerimiz olmuştu. Şimdi yakında olup bakamadığım o gözlerin ya da.. Neyse..

"Ben sana git derken benden git demiştim, her arkanı dönüşünde gelme gönlüme diye uğurlamıştım ben. Böyle değil!" dedi hıçkırıklar içinde. Bakamadım bile yüzüne, bakmak istediğimden de emin değildim zaten. Bakabilseydim eğer, ne yapardım hiç bilmiyorum. Sarılmak, öpmek değil sadece biraz daha yaklaşmak isterdim belki; bir adım daha.. Yaklaşmamdan hoşlanmayıp vurur, yüzümü tırmalardı belki. Belki kollarıma atılırdı, elleriyle başımı tutup öperdi beni nefesi bitene kadar. Belki sadece yaklaşıp başka bir şey görmeyinceye kadar birbirimizin gözlerine bakardık. Bilmiyorum, zaten hiç biri olamadı..

"Giderken.. Giderken en azından hoşçakal de isterdim.." dedi fısıldayarak. O kadar sessiz söyledi ki zor duydum, sanki o aşılamaz duvarlarından sızan bir düşüncesiydi sesi sadece. Benim bile sesim titriyor artık bahsederken. Bir şey bıraktı geride, ne olduğunu bilmiyorum. Sanırım o hediye ettiğim anahtarlıktı..
"
----

"Merak etme" dedi kayıkçı, "Nehri geçince hiçbirini hatırlamayacaksın.."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder