30.7.12

boş sokaklar

Sokakları boş tutuyorum gelişin için.
Sabahın erken saatlerinin loşluğunda, gölgesiz ve serin sokaklarda rüzgarın bile sesi çıkmıyor. Yankılar daha uyanmamış gibi. Kaçırmaman için bu manzarayı, boş tutuyorum sokakları ben de.
Kimse yok etrafta, arada sırada hızlı hızlı yürüyen birileri oluyor ama onları saymıyorum çünkü bir yerlere yetişiyorlar. Manzarayı kimseyle paylaşmıyorum, olduğu haliyle korumaya uğraşıyorum. Boş tutuyorum sokakları senin için.
Güneş sabah mahmurluğunu üzerinden atıp yukarı tırmandıkça zorlanıyorum artık. Güneş bakıyor, insanlar yürüyor, geliyor, bekliyor. Boşluk yitiyor gözlerimin önünde. Bir köşe bulup savunmaya çalışıyorum. En azından orayı boş tutuyorum senin için.
Güneş doruğa ulaşıyor ve gerinip ısısıyla sarılıyor sokaklara. Terleyen ve üfleyen insanlar dolduruyor etrafı artık. Elimde boş köşe kalmıyor, gözlerimi kapıyorum. Ellerimin içindeki boşluğu korumak adına yüzüme kapatıyorum ama kir ve toz dolmuş onlar da, başaramıyorum. Tutacak bir boşluk arıyorum senin için.
Yorgunluğum sırtıma vuruyor tüm gücüyle, bir yerlere oturuyorum. Her yan kalabalık, her yerde bir şeyler. Yanım bile boş değil otururken. Gözlerimi yumuyorum, kalbimin sokaklarına bakıyorum ve boş tutuyorum onları gelişin için.
Artık rahatım, gülümsüyorum, yaşamaya devam edebilirim beklerken.
http://www.youtube.com/watch?v=jWFb5z3kUSQ


çok yüzeysel, çok boş, çok çirkin olmuş.. mneh, beğenmedim.

25.7.12

trafik lambalarına iyi davranmak bir erdemdir mesela

nesnelerin hissedebileceğine inanmayanlardansanız okurken çok sıkılabilirsiniz, uyarayım

trafik lambaları çok hüzünlü

çok senedir bunu söylüyorum ancak insanlar nedense onları hüzünlü bulmuyor. hüznü hissedebilenler de bunun nedenini tam olarak anlayamıyorlar. anlamıyorum aslında insanları ya da trafik lambalarındaki hüzün o kadar yaşamlarını içine işlemiş ki veyahut bunu insana has saymışlar ki göremiyorlar onların üzüntülerini.
düşünsenize, kimse trafik lambalarında beklemeyi sevmiyor neredeyse. onların değişmesini istiyor herkes ve değiştiklerindeyse çekip gidiyorlar. huzursuzlanıyor insanlar onların yanlarında beklerken genellikle, zaman yediklerini veyahut kendilerine garezleri olduğunu düşünüyorlar ki trafik lambaları kızsalar çok haklı olurlardı bunu yapmakta. insanlar sokak lambalarına teşekkür edebiliyor, ağaçlara sarılıyor, trafoları boyayabiliyorlar ama trafik lambalarını kimse umursamıyor. ayrımcılık yapılıyor burada, kimse hüzünlü trafik lambalarını teselli etmiyor. sadece onları kullanmak için, çıkar için dokunuyorlar onlara ki bu da yeni başladı sayılır şu ışık değiştirmek için basılan tuşlarla. kullanılmış ve yalnız hissediyolar trafik lambaları ve bu bizim suçumuz. evet, trafik lambaları çok hüzünlü şeyler..

düşününce hayatı güzel yapan anları da var bence trafik lambalarının. hani o'nunla yürürken yol biraz daha uzun sürsün diye tam karşıdan karşıya geçecekken kırmızı yandığında minnet duymuyor musunuz trafik lambasına? o bekleyişlerde dikkatiniz dağılsın ve bir sonraki kısa süreli yeşil ışığı da kaçırın veyahut kırmızı ışık daha uzun sürsün istemiyor musunuz? hayata yapışmış ve birlikte yaşanılmayı öğrenilmesi gereken şeylerden trafik lambaları, gözardı etmekten vazgeçin onları. çünkü çok üzülüyorlar aslında..

bu hüznü en çok fazla kalabalık olmayan kavşakların ışıklarında hissedersiniz aslında, çünkü işlek caddelerde o kadar çok kötü bakışa ve söze maruz kalmışlardır ki yok etmişlerdir çoktan benliklerini. hissiz, donuk ve yapay olmuşlardır sadece tıpkı birer robot gibi. ama o köşe başındaki fazla işlek olmayan yolun lambaları daha bir tutunur haldedirler hayata, hayatta kalmaya çabalarlar hatta her gün onları kullanmak zorundaysanız "her geçişte kırmızıyla karşılaşıyorum" veyahut "sanki bazen çok daha uzun sürüyor" gibi düşüncelere kapılırsınız çünkü her ne kadar sizler onların yanında beklerken huzursuz bile olsanız onlar sizin varlığınızı rahatlatıcı bulurlar ve her şeye rağmen biraz daha yanlarında kalmanızı isterler..

trafik lambalarına iyi davranırsanız dünyanız daha sevimli olabilir bence.

24.7.12

yoldasıkılanadam

"Ne kadar daha kaldı? Çok değil mi? Tamam, yeni çıktık yola. Laf olsun diye sormuştum. Şehir gittikçe etkisini kaybediyor gibi, değil mi? Binalar ufaldı, araları açılmaya başladı. Klimayı kapatıp camı açıp baksak mı ki kokusu daha güzel mi diye havanın? Çok sıcak ama değil mi? Tamam sustum. İleride tekrar büyük evler mi var? Şu yeni sitelerden sanırım. Şehir dışlarını bile garipleştiriyorlar bunlarla. Şehirden uzak kocaman binalı araziler, neden burada yaşamak ister ki insanlar? Kocaman havuzları var ama sanırım, bu bir neden oluşturabilir belki. Şehirden uzakta olmak da bir neden olabilir belli bir açıdan bakınca ama yine de apartmanlar falan, şehir içine benziyor yani bir noktada. Gece dışarı çıkmak istersen falan ne yapacaksın mesela? Geri dönülmez ki buraya, çok zor. Evde içersin falan tabii de, aynı değil her zaman. Parkları da mı var ortasında sanki onların? Sevimli gözüküyor, evet ama yapay gibi biraz. Bir yapaylık var yani duruşlarında sanki, görülmüyor mu yoksa öyle? Doğanın ortasına kurulmuş yapay şehre yerleştirilmiş yapay doğa. Doğal doğa diye bir tabir ürettirdiler zaten bize. Hiç kalmadı şehirlerde ondan, bulmak için çok yol gitmek gerekiyor. Çok yol gitmek için de hava ya çok sıcak ya da çok soğuk artık. Küresel ısınma ve soğuma olayları falan, mevsim değişimi işte. Ne acayip değil mi? Mesela klima yapay kokuyor. Dikiz aynasına şu kokulu şeylerden asmayı düşünüyor musun? Bazıları güzel kokuyor onların. Yapay ama güzel, evet. Çoğu kötü kokuyor aslında, kabul ediyorum ama aralarında güzel olanlar da var yani. Neyse, ne diyorduk; ne kadar daha yol var?

Aaa, binalar bitti. Farklı renklerle bölünmüş kel araziler var şimdi. Hala çok az ağaç var, farkındayız değil mi? Nerede tüm ağaçlar? Bazen kitaplığımı ya da yaşamım boyunca harcadığım tüm o defterleri düşünüp üzülüyorum ağaçlar için ben. Ağaçları korumak adına kompozisyon yazmanın ironikliği geliyor aklıma böyle düşününce. Üzülüyorum onlar için, ağaçlar düşünür mü sizce? Buradaki tüm ağaçlar şimdi nerede? Ağaçların da cenneti var mıdır? Dikkat et, köpek var yolda! Hah, koşup geçti. Ne yapıyor ki hayvan burada, ezilecek falan; çok üzücü. Daha hala çok var değil mi? Neyse, tamam. Bu yol kenarındaki ışıklar tüm gece yanıyor mu? Kuşlar acaba ne düşünüyordur onlarla ilgili. O değil de, gökyüzüne baktım da hiç kuş yok sanki. Buralarda yaşamıyor mu ki hiç kuş? Ne yaşıyor buralarda? İnsan da yok gibi, o köpek nerede yatıyor? Ne yiyip içiyor? Çok açsa ve kuş bulsa yer mi acaba? Çok iğrenç geliyor böyle düşününce, halbuki tavuk yemeğini çok severim ben. Tavuklar çirkin kuşlar ama, ayrımcılık yapasım geliyor bazen. Uçamıyorlar bile yani! Bir de hindi gerçeği var tabii, onlar daha da çirkin. Üstelik vahşiler de, saldırıyorlar insanlara falan. Eti lezzetli gibi düzgün yapılınca. Ama canlı bir tanesinin görüntüsüyle pişmişinin görüntüsünü yan yana düşününce midem bulanıyor. Cidden midem bulandı, araba tuttu sanırım. Daha çok yol var mı?..

Müzik açalım mı? Pink Floyd dinleyelim mesela. Her şeye iyi gider bence Pink Floyd. Olmaz mı? Yavaş diyorsaz Poets of the Fall var burada, ona da bakabiliriz. Çok mu depresif gelir yoksa? Tamam, düşünelim biraz daha. Karışık kasetler vardı eskiden ne güzel, onları hatırladım. Şimdi şarkıyı beğenmeyince değiştiriyoruz falan, kontrol tamamen bizde. Nerede kaldı müziğe bırakmak her şeyi? Radyoyla oynanan bir oyun geldi aklıma, bir sonraki şarkıyı birilerine adayarak fal bakardı insanlar. Çok eğlencelidir aslında, şimdilerde shuffle kullanarak yapıyorlar bazen ama aynı tadı vermiyor bence. Yolun kendisine ait bir sesi olduğu söylenir bazı yolculuk öykülerinde, acaba bu çift katlı camlı arabalar için de aynı şeyi düşünürler miydi yazarlar merak ediyorum. O ileridekiler ağaç mı? Aa, biraz daha ağacı olan bir yola giriyoruz sanırım. Dağa mı çıkıyoruz yoksa? Sol taraftaki dağın tepesi kel mi ne sanki? Çok komik durmuyor mu? Neyse, sayın şöförümüz yola dikkat etsin bari. Ne diyeyim.. Daha ne kadar kaldı? Çok gidecek miyiz? Davil Gilmour buldum burada, bunu dinleyelim.

Şarkıların bazen ruh hallerini etkilediğine inanıyor insanlar. Bazı şarkılarla daha iyi hissediyor ya da bazılarını dinleyemiyorlar falan, çok acayip geliyor bana ama bazen de haklılar gibi. Özellikle içki için doğru bence bu. Her şarkı her içki ile gitmiyor. Şarap şarkıları, rakı şarkıları, bira şarkıları.. Bira çoğu şarkıya güzel ya aslında. Votka için bilemedim bak ne dinlenir. Tekilada hareketli bir şeyler lazım bence ama. Beyaz ve kırmızı şarabın şarkıları da farklı olmalı bence. Şarkıların renkleri olsa keşke. Ses dalgası dağılımını başka bir şekilde inceleseler renk falan elde edemezler mi ya şarkılar için? Pek anlamıyorum aslında fizikten ama öyle aklıma geldi, süperim değil mi? O değil de, hala gelmedik mi? Daha ne kadar var? Ben sıkıldım, uyuyacağım.."

rör

Aylardır ne doğru düzgün kitap okumuşluğum ne de yazı yazmışlığım var. Ardı ardına gelen üç cümleden sonra tıkanıyorum. Çok acayip.

Dünya fazla gerçek. Cırcır böcekleri şarkı falan söylemiyor; bağırıyor ve gürültü yapıyorlar. Ne kadar kaçarsak kaçalım, ne kadar açarsak açalım müziğin sesini yol çalışmasının gürültüsü, komşunun matkabı ya da arabaların çığlıkları hala duyuluyor. Arabalar çığlık atıyor! Dünya bağırıyor! Kimse memnun değil gerçellikten şu an, kabul edin. Siz uyuyorsunuz, rüyanız var. Rüyanızda mutlu şeyler var, Gaia mutsuz. Gaia mutsuzluğunu kusuyor dünyaya, insanların alerjileri var doğal olan şeylere. Gaia sevmiyor insanları. Kabul edin, gerçeğin ötürüsünün içinde kayboldu bazılarımız ve diğerleri ona yardımcı olamıyor.

Dışarıyı işaret eden şarkılar ve zehrini karanlık düşüncelerle işaret eden gerçellik. O kadar sıkıyor ki gözlükler değiştiremiyoruz onları düşlerle. Bulutları bir şeylere benzetebilme yeteneğimizi kaybettiğimiz zaman anlamalıydık her şeyi, içimizdeki öz yitiyor. Siliniyoruz. Siliniyorum. Silme.

Ritim tekrar başlamalı. Ritim öz burada. Adım atan, zıplayan düşüncelerin ritmi, çağrışımın ritmi, görülenin ardındaki anlamların değişim ritmi. Parmak şıklatmalar ve alkışlamalarla ritim devam etmeli, gerçelliğin duvarını yırtarkenki baş ağrısına direnmeli. İlaçlar duvarı kalınlaştırıyor bazen, uzak durmalı onlardan. Gaia bizi sevmiyor, duvarı müstahak görüyor bize. Çünkü en son ne zaman bir ağaca sarıldığını hatırlamıyor çoğu insan.

Haftanın kötü geçen günleri ya da uğursuz ayları var yılların insanlar için. Bir şeyler hep kötü hikayede, griyi silmişler düş gözlerinden. Zıttı olmayan renkleri göremiyor insanlar.

Çürüyoruz, deodorant getirin ki gizlenelim birbirimizden. Ve böylece herkes yapay kokuyor.

http://www.youtube.com/watch?v=td5mVVS33Jw