13.6.12

meyvæ

Şarkı kafasında devam ederken hafif hafif sallandı zihninde dans eden ayaklarının gerçek hayata yansıması olarak. Gözlerini açıp tekrar baktı ağacın en üst dalındaki o iri meyveye baktı. Bakışlarıyla dokunup kokusunu almaya çalıştı, meyvenin o tatlı suyunu ağzında dolaştırdı ve hiçliği yutkundu. Güneş yavaş yavaş çekilirken sahneden, ağacın ona doğru sürünen gölgesiyle göz göze geldi. Ayağını ha yakaladı ha yakalayacak.. Umursamadan o tepedeki meyveye döndü. Diğerlerinden ne kadar farklı göründüğüne baktı. Daha iri, daha parlak ve daha kelimesiz bir şeyler. Diğerlerinden çok daha güzeldi her anlamda. Mevsim boyunca yağmuru ilk tadan, en uzağı gören, tüm rüzgarlara bulunduğu noktada yalnız direnen, çevresindeki yaprakların arkasına saklanmadan cesurca kendini gösteren bir meyveydi o. Ağacın gölgesi bacağına tırmanırken, kafasında dönen şarkıyı meyveye doğru mırıldanmaya başlamıştı bile.

Gitme vakti geldiğinde hava kararmıştı. Gün boyu aç oturmuştu. Ağaca yaklaşıp alt dallardan bir meyve alıp ısırdı. Yüzü ekşidi ve devamını yemedi. Bir tane daha kopardı  ve ısırdı ama sonuç yine aynıydı. Bir iki tane daha denedi, ısırıp bıraktığı tüm meyveleri elinde tutmaya çalıştı. Bir tanesi düşünce, üzüldü ve sinirlendi. Bir kaç tane daha topladı tadına bakmadan ve neden bilmeden. Sinirli bir şekilde yere vurdu ayağını. Bir rüzgar çıktı sanki o ayak vuruşuyla dünya uyanmış ve esnemiş gibi. Ağacın en üst dalındaki meyve düşüp karanlıkta kayboldu.

Adam ayaklarını sürüye sürüye oradan uzaklaştı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder