31.5.12

önce ışık vardı. sonra yaşam geldi. ardından yaşam renklendi.


evvel zamanın bir köşesinde, bir kalbur samanın içinde, pireler en fiyakalı berberlerden, develer de asık suratlı tellallar iken, pek çok masal karakteri hala kundakta iken uçsuz bucaksız ve yeşilliği ufukla birleşen, dünyanın kendisinden daha düz bir çimenlik varmış. çimenliğin ortasında sakin sakin duran bir adam yaşarmış. yağmurda, karda, rüzgarlı havalarda sessizliği ve çimenleri dinleyen adam bir fırtına zamanı bulutların şimşekler atarak oynaşması esnasında bir renk gördü gözünü alan ışıkların arasında. asırlık oturuşundan kalktı yavaşça. güneşe baktı ve yürümeye başladı yavaşça. yeni düşlere gebe kalmasının etkisi saçıldı etrafa, rüzgar tarafından biraz uçurulup yere bırakıldı yavaşça. adam yürürken ardında premature düşler bıraktı. düşler eğilip büküldü, değişti, birleşti ve dağıldı. bir anlık kararsızlığın ardından hepsi fidelere, ağaçlara, çalılara dönüştü. umut kapladı yeni yeşillerle. bir an durdu sonra, düşüncelerin doluluğunun etkisi gözlerine vurdu. bir damla yaş süzüldü sol gözünden. ona dokundu ve yumuşak hisli o minik damlayı ardına savurdu. yere çarpıp dağılan damladan renkler fırladı ve etrafa yayıldı. ağaçlara çarptı, yere çarptı, çalılara çarptı. yeşilin tüm tonlarından sıçradı ve her birinden ilham alıp yeni bir renk yarattı. sonra dokunduğu her noktada farklı renkte ve biçimde bir çiçek yarattı. denir ki dünya, işte böyle başladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder