13.5.12

deus ex machina

   Güneşin güzel, havanın ferah olduğu zamanlarda gülümseyerek çalışırdı. Dışarıdan süzülen tuzu arttırılmış deniz kokusu ya da polenleri uçuşan çiçeklerin kokularına gülümser, gözlerini dişli ve yağlarla kaplı ellerinin önünden ayırmazdı yine de. Karın dördüncü saatinde ortaya çıkan o serin havayı çekerdi içine kışları. Sonbahar sonlarında yeni yakılmaya başlayan ısıtıcılardan çıkan dumanların kokusunu severdi. Mevsimsel sıralamadaki karmaşanın kaynağı anıları mı yoksa içeriyi aydınlatan pencerenin ardına en son ne zaman baktığını hatırlayamayışı mı karar veremedi. Ne kadar zamandır çalıştığını kestiremiyordu. İnsanlar tüm güzel günlerde çalıştığından şikayet ederlerdi sürekli. Şikayet etmemesinden şikayet edildiğini düşünmeye başlayacak kadar çok şikayet işitmişti aslında düşününce. Bu kısa düşünce molasından sonra işine devam etti usulca.
   Şikayetler azaldı zamanla muhtemelen, hiç düşünmedi nedenlerini. Rüzgarın dokunuşu, seslerin yumuşaklığı, kokuların saflığı karardı zamanla, fazla fark etmedi. Işık azalınca kendi ışığını açıp devam etti sadece. Zamanın geçip geçmediğini hiç fark etmedi tüm o metalin içinde çalışırken.
   Zamanın geçmekten vazgeçip bitmeye karar verdiği o gürültülü günde atölyesinden çıktı yavaşça. Koşuşturan insanların arasından geçerken arkasından onu metal bir heykel takip ediyordu buhar ve çelik gıcırtısı çıkararak. Gıcırtıların melodisi vardı çocuk gülmeleri gibi. Buhar temiz, serin ve çiçek kokuluydu. Tanrı insanları unutmuş ve onları kutuya kaldırırken o, kendi mekanik tanrısıyla henüz yok olmamış parkta yürüyüşe çıktı.
   Sonrasını hiç öğrenemedik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder