13.5.12

deftere sıkışmış cümlemsiler ve diğerleri

yazmayalı çok zaman olmuş buraya. defterimin arasında duran, arada sırada karaladığım iki üç şeyi geçireyim de bari yenilenmiş falan gözüksün blog..

1.

   İlerlemeyen zamanın kıyısında, tik ve tak arasındaki uçurumdan aşağı bakıyorum. Etrafta ayık kimse yok, içinde bulunduğum zamansızlık anında hepsi uyuyor. Devam geldiğinde beni zamanda ne kadar ileri fırlatacak bilmiyorum. "Dalıp gitmek" dedikleri şey böyle bir şey işte. Zamansızlık anında sıkıştığınız bu noktada duruyor ve duruyorzunuz, devam etmeye başladığındaysa zaman sizin harcadığınız bu zamansızlık anlarını zamanda ileri atarak kapatıyor. Daldığınızda ne düşündüğünüzü, ne yaptığınızı bilmezsiniz ya o sürede; es geçtiğiniz içindir o zamanı. Zamansızlık anlarında yaptıklarınız ve düşündüklerinizse yine o zamansızlık anlarında kalır. Çıkarken unutur, geri dönüşünüzde hatırlarsınız. Lethe buraya ok uzak olacak ki unutuş pek yoktur burada.
   An devam etmeye karar veriyor aniden, boşluktaki bu gerilmiş zamansızlıktan ileri doğru atılıyor ve fırlatıyor beraberinde beni. Ses ve imgeler hücum ediyor zihnime.. Gürültü ve ışık birleşip baş ağrısı doğuruyor. Ağrı her şeyi siliyor, unutturuyor.
   İrkilip "Efendim? Pardon, dalmışım." diyorum. Anlatılacak her şey çoktan yitip gitmiş..

2.

   Mahareti, merhameti ve mertliği olmasını çok istedi ama bunun yerine merağı, maymun iştahı ve masumiyetsizliği ile yetindi hep. İçinde yaşayan yalancının yerinde kalmasına hep özen gösterdi ki huzursuzlanıp dışarı fırlamasın. Son nefesi verdiği o anda aklından geçen tüm o kötü şeylerin sarsıntıdan dolayı üzerine kahve dökülüp huysuzlanan o yalancıdan mı kendisinden mi doğduğunu hiç anlayamadı bu nedenle.. Tüm o insanlar varken neden gelip ona çarpmıştı ki o araba?..

3.


   Deniz kıyısında oturdukları o akşam üzeri gelen ve herkesin, saçmaladığından dolayı dinlemeyi reddettiği yaşlı kadının anlattığı evrenin sırları ve tanrının yeri konulu monoloğunu cümle cümle hatırlayamamanın hüznüyle onunla tam da o gün karşılaşmış olmanın şaşkınlığını birbirinden ayıracak bir süzgeç olarak O'nu kullanmak istediğini söylediğinde gülümsemesini saklayamadı bu talep karşısında.
  Dalga geçilmiş ve küçük düşürülmüş hissedip alınırken bu gülümsemenin gerçek anlamını, samimiyetini ve sıcaklığını hatta taşıdığı tüm anlamları gidip derine bir yere gömdü.
   Sonrasında her şey belirsiz kaldı ve hayat devam etti..

4.


   Sobaya atılmak için bir kova daha yıldız getirdi. Her gün batımı yıldız ışığı ile beslenmek için bacanın öteki tarafında toplanıp dans eden kelebeklere baktı. Onları ilk görüşündeki gülümsemesini hatırlayıp güldü. Onu gülümsetenin gördüğü şey değil geçmişteki gülümseme hissi olmasını garipseyerek ellerini uzattı sobaya doğru. Çözülen yıldızların saçtığı dileklerin ellerine çarpışını hissetti, tattı, içti.. Fazla doyumla zihni bulanmaya başlayınca bilgi ağacının kayıp ilk meyvelerinden biraz daha toplamak için Limbo'ya yürüyüşe çıktı sepetiyle birlikte..

5.


Saçlarını sırılsıklam yapan yağmurun bir yan etkisiydi belki ayaklarındaki çamur. Toprağın sarılışı mı yoksa üzerine akan bakış açısı dışı bırakılmış düşlerin gerçelleşmesi mi karar veremedi ne kadar düşünürse düşünsün. Alt tarafı çamur da diyemedi çünkü alt tarafta kendisi vardı aslında, çamur kaplamıştı ayaklarını. Çimenliğe çıkıp onlara sürttü çamuru. Böylece ya kibarca reddetmiş olacaktı doğanın bu çağrısını ya da düşsel artıklarını dünyaya veyahut çimlere bırakmış olacaktı belki onların hoşuna gider diye.
   Bir süre boş boş durdu çimenlerin üzerinde. Kelimesiz bir şeyler düşündü. Eve gitmek için kendini kandırmaya çalıştı ama kanmadı. Biraz ilerleyip çamura attı kendini ve yuvarladı.
   Dünyada ya da düşlerde kayboldu..



yazacak konumun ve söyleyecek sözlerimin yine azaldığını hissettiğim bu günlerde bir iki ilham tozu saçan ya da bulmama yol gösteren herkese ve her şeye teşekkürler. ne garip his çevreden bariz malzemeler alıp onları farklı kurgulara oturtarak yazmak, kağıttan geçirirken daha bir hissedilir oldu bu tuhaf duygu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder