25.4.12

dtykvad

Dikkat et dedi, düşlerinde dikenler varmış o kadının. Bir koyun olduğumu söyledi bana, tüylerim takılırmış dikenlere; çıkamazmışım belki de. Beni tanıdığını bildiğim için dinledim. Harfler zihnimde yankılandı ve bir oraya bir buraya çarpmaktan geç ulaştı kayıp kaynağına. Çarptığı duvarlardan aldığı güçle sarstı temeli. Titreşim bir süre devam edip sonra geçti.. Dikkat et dedi, tehlikedesin dedi.. Yardım teklifini reddettim ki reddedeceğimi biliyordu o da. Yürümeyeceğimi söyledim o yolda, gözlerimi kapattım. Gözlerim kapalıyken yolu görmeyeceğimden yürümüyormuş gibi yapacağımı gördük ikimiz de. O, doğru bildiğime inandığımı yaptığıma inandı; bense gözlerim kapalıyken kaybolabileceğime.. Yolun sonundaki resmin güzelliğine rağmen, o kağıt katmanın ardındaki cehennem hem sıcak hem yakıcıydı ve bunu bilerek yürüdüm. Bir an tuttu beni, sonra bıraktı. Tülden kanatlarım vardı bir süreliğine beni taşımakta kararsızlaşan.

Varolmadığını bildiğin bir tanrıya neden dua edersin ki dediğinde biliyordum ki inançlı olup olmadığımı sorgulamıyordu, inandığım şeyin varolmadığını ikimizin de bildiğini vurguluyordu. Çok inanırsam olabileceğine inancımdan bahsettim, yalan sölediğimi anladı ama yorum yapmadı. Mideme vurma onurunu vicdanıma bıraktı ki o da bu fırsatı kaçırmadı. Acısı geçince kaldığımız yerden devam etmek için anlaşıp ayrıldık.

Adım adım tutulmaya yaklaşan omuzlarının üzerine bir sürü düş ve gerçek yığdı. Önce bir taraf sonra diğer taraf tutuldu. Hangisinin daha ağır geldiğini ayırt etmeye çalıştı ama başaramadı, birbirlerine o kadar karışmışlardı ki; sanki hepsi aynılaşmıştı. Düş ve gerçek arasında kalan şeyler garip kokuyordu zaten..

Duşun altına girdi ve sıcak suyun önce bedeninden, sonra ruhundan en son da zihninden bir şeyleri ardına katıp götürmesine izin verdi. Su o kadar nazikçe yaptı ki bunu, nelerin gittiğini fark etmedi bile. Hatırlayabileceği ya da anlayabileceği hiç bir parça bırakmamıştı geride su. Sabunlanırken masaj yaptı beden, ruh ve zihin üçlüsüne; boş kalmış yerlere sonra yıkılmalar olmasın diye başka şeyler yerleştirdi, destekler ekledi.


Her şey geçince bir avuçlarını dışarı verdi, bir elini yukarı bir elini aşağıya doğru tuttu ve düşüncelerini saldı. Ardından içinde güzel bir sessizlik baş verdi. Bir şeyler gitti, bir şeyler yerleşti..



birinci kişi ağzından yazmak kolay geliyor şu ara, okuduklarımdan mı yoksa şu sıralar biraz fazla düşünmekten mi bilemiyorum. kolaylığı kadar yetersiz de geliyor. günlük yaşantımızda yeterince kendi gözümüzden bakıyoruz hayata; daha dışa bakabilmek istiyorum öykülerde. belki ayrıntılı birilerine ihtiyaç vardır, hayatı nasıl gördüğünü tam anlatabileceğim. renkleri görüşü, düşünceleri, sesleri falan filan.. bir ara betimlemesi bol bir şeyler yazmayı deneyeyim; bu adamın düşünceleri de şimdilik burada kalsın. sıkılırsam ondan silerim ama yazık, pek bir acıdım ona. belki son kısımlarda biraz da imrendim. gidip duş alayım sonra da meditasyon falan deneyeyim. onun hoşuna gitmiş gibi duruyor, belki ben de hoşlanabilirim bundan.
başlık ne anlama geliyor tam olarak bilmiyorum.

16.4.12

düşünerek uyanmak

http://kippery.deviantart.com/art/homage-185790713

bazı şeyler var ki yoğun bir duygu seline kapılmanıza neden oluyor. aynı anda hem iyi hem kötü pek çok şey hissettirebiliyorlar, kıyamıyorsun bazen paylaşmaya her ne kadar herkesle paylaşmak isteseniz de. "yeterince saklarsam, gömersem içime tamamen benim olur" hissi ile "daha fazla insan daha fazla duygu yüklerse çok daha anlamlı olur" hissi arasında takılıp kalıyorsunuz bazen. belki yapmıyorsunuz, bu sadece benim kurmacam..

bir şeyleri gizleme konusundaki başarı, göz önünde tutma konusundaki başarı ile aynı mıdır diye düşünmeden edemiyor insan bazen. ikisinde de bilinçaltınız sizden daha başarılıysa garip bir hayatınız olabiliyor ama..

http://www.youtube.com/watch?v=AL8tzx0CQVg&feature=related
şu olayın 73'te olmuş olması, orada olamamak falan bir hüzün benim için şu anda.

tamamen linklerden oluşan yeni bir yazı hazırlayasım var sanırım, daha uzun ve daha çok linki bir şeyler.

aynı anda hem güneş hem de yağmur olunca çok şiirsel duruyor hava



yazı yazma olgusu değişime uğruyor kafamda sanki, korkuyorum..

11.4.12

hayatta kal

"Bizi avlıyorlar." dediğinde bunun onun suçu olduğunu düşünmüştü herkes nedense, öyle bakmışlardı en azından. "Ona ne oldu?" diye sordu duvara dayanmış adam ve sonra yere çöktü. Üzerindeki kirlenmiş kot pantolona ve kandan rengi değişmiş eskiden mavi olan gömleğe baktı. Göğsüne saplı, ucunda yeşil tüyler olan oku görmemeye çalıştı. Odadakilerin endişeyle oka baktıklarından emindi onlara bakmasa bile. "Bina yıkılırken o içerideydi, belki ölmüştür." dedi birisi, sesi tanıyamadı. Etrafın bulanıklaşmasını engellemek için kafasını salladı iki yana, kendini sarstı ve sonra başını arkaya atıp derin bir nefes aldı. "Bakmayın öyle, iyiyim. Birazdan çıkartacağım oku." dedi kendine güvenen bir ses tonunda. İtiraz etmeye hazırlanan birilerinin olduğuna emin ve buna izin vermeye kararlı olarak devam etti hemen "Hayır, kalbime saplanmadı. Saplanmış olsa çoktan ölmüş olurdum. Daha önce de oldu bu." dedi ve iki eliyle okun ucunu kavrayıp asıldı. Birer damla yaş sızdı gözlerinden, dişleri gıcırdadı ve kırılmaya çalıştı onun sıkışının gücüyle. Ok, biraz et ve bolca kan alarak yanına çıktı göğsünden adamın. "Taş kalpli olduğumu söylediğinizde haklıydınız aslında..." dedi yana doğru yığılırken. Etraf kararmadan önce son gördüğü kendisine doğru koşan yeşilli biriydi.

..

Hızlı ve sivri metal parçaları vızıldayarak yanından geçiyordu, zigzaglar çizerek koşmaya devam etti yolun iki yanını çeviren soğuk ve boş apartmanlar arasında. Turkuaz rengi elbisesi deliklerle doluydu. Arkasından koşan metal yığınının sesi kesilene kadar durmayı göze alabileceğinden emin değildi. İs yüzüne karamsar bir maske gibi dağılmıştı. Kahverengi saçları kirden katılaşmış gibi duruyordu. Ayağındaki bez ayakkabıların tabanları çoktan parçalanmıştı zaten, ayak tabanlarını hissetmiyordu uzun zamandır. Sırtından dışarı uzanan iki dal parçasını düşünecek vakti bile yoktu zaten. Kaşınmadıkları sürece hatırlamıyordu onları bu can pazarında. Bir an tekledi ve sonra omzundan çıkan kurşunu fark etti, zaman yavaşladı ve o; boşalan bacaklarıyla koştuğu doğrultuda yuvarlandı. Ardına baktığında etrafa saçtığı kan damlacıklarından fışkıran rengarenk çiçekleri gördü. Her yer önce grileşip sonra kararırken çiçekler renkli kalmaya devam etti. Omzundan yayılan sıcak kan ve koşmayı bırakmanın rahatlığı sardı bedenini, uykusu geldi. İlerde patlayan metal yığınının yanındaki adamı önemsemedi. Ya kurtarıcısı ya da katili gelmişti ki kurtulmanın yollarından en kolayı ölmek gibi geliyordu şu an ona. Gözlerini kapadı, tüm görüntüler gitti ama çiçekler orada kaldı. Gülümseyerek uykuya daldı..

..

"Gidip sen de onlarla bir şeyler ye, ben yararlılarla ilgilenirim." dedi ellerini yıkarken kadın. Kırklarının başında görünüyordu, dip boyası gelmiş sarı saçları ve temiz laboratuvar önlüğü ile yan yana iki yatakta yatan kanlar içindeki adam ve kadının yanına yürüdü. "Merak etme, iyiler." dedi elini ikisinin de başına koyarak. "Ölmek için fazla ilginç olduklarını düşünüyorum." dedi gülümseyerek ama sonra bunun hiç komik gelmediğini görüp "Özür dilerim, bunca kanla uğraşmak espri anlayışımı biraz çarpıklaştırdı." dedi utanarak. "Bak mesela, bu adam oldukça ilginç; gümüşten yapılma bir kalbi var diyebiliriz. Açıklaması çok zor. Çok hızlı iyileşiyor. Ok, bir çiziğe bile neden olmamış kalbinde ama çıkarış şekli biraz vahşi kaçmış gibi ki o yara da neredeyse iyileşmek üzere, sadece temizleyeceğim." dedi adamın göğsünü göstererek. "Bu küçük kız ise tamamen farklı, teni yeşile yaklaşıyor. Biraz tehlikede olduğunu gösterir bu, bedeni onu korumaya çalışıyor. Bir bitki gibi düşünebiliriz onu aslına. Kanı bizimkinden çok daha zengin içerdikleri bakımından, uygun bir serum hazırlarsam hızla iyileşecektir ama kendine gelmesi biraz zaman alabilir. Henüz küçük olduğunu ve burada daha yeni olduğunu düşünürsek zihnen iyileşmesi çok uzun zaman alabilir tabii.." dedi biraz duraksayarak. Sonra açıklamasında bazı yetersizlikler olduğunu hissetti "Sırtındaki şeyler sanırım kanat ya da olacaklar. Evet, onlar tahta ve yaprakları var. Hissedip hissedemediğini merak ediyorum aslında ama görünüşe göre daha yeni çıkıyorlar. Bir iki güne oldukça büyüyüp yapraklanacaklar muhtemelen. Benzer bir şey görmüştüm daha önce. Çok ilginç oluyorlar. Bu; benim gördüğümden çok daha başarılı ama. Onun bedeni kanatlarına tepki göstermişti ve garip sorunlar oluşturuyordu. Neyse, hala burada mısın sen? Gidip yemek ye. Bu bir emir!" dedi elini sallayıp onu kovalayarak ve malzemelerini bulmak için masaya doğru yürüdü.


önceden hazırlanmış ve yarım kalmış bazı karakterler hakkında bir iki cümle. yazmazsam beynimi tırmalamaya başlayacaklardı gibime geliyor. aslında hiç beğenmedim yazdıklarımı, silmemek için geri okuma da yapmadım. muhtemelen bolca hata var. unutmuşum yazı yazmayı, ortam anlatmayı. pfft..

"Throw Your Arms Around Me"

kucaklaşmak ve sarılmak arasındaki farkları tanımlayacak kelimelerimin olduğundan emin değilim şu anda ya da tanımlamak istediğimden de emin değilim; çünkü sizin için fark yoksa bu ikisi arasında, anlamıyoruz birbirimizi demektir zaten. (ki ben inanıyorum ki aslında var ama siz farkında değilsiniz henüz bunun. olsun, üzülmeyin; geçer)

olay bu ve bununla başladı sanırım. ikincisinin kanatlarının olması daha ilgi çekici kılıyor olabilir belki onu. zira kanadınız olduğunda kollarınızla yapacağınızdan çok daha büyük bir şekilde sarılabilirsiniz. daha fazla sarabilir, ısıtabilir ve ısınabilirsiniz.

daha sonra şarkılardan girdik ve şarkı sözü ararken aynı isme sahip üç ayrı şarkı fırladı önüme. bu, bu ve bu.. yorum yapmak istemiyorum onlar hakkında, siz yaparsınız isterseniz.

güzel günler dilerim~

10.4.12

"babylon"



"
çılgın kralın yok ettiği şehrimizin anılarını taşıyan gözyaşlarımız akıyor babil’in nehirlerinde. nehrin tadı tuzlu ve acı artık, içenler hüzünleniyor neden bilmeden. özlem çekiyoruz doğduğumuz topraklara, acımız dudaklarımıza bile varamadan kesiliyor kırbacın keskin sesinin altında. sırtımızda sessiz çığlıklarımızın eşlikçisi yaralarımız var açık, kirli ve acı dolu ama biliyoruz ki kalplerimizdeki yaranın durumu çok daha kötü
göğü delen kulenin tuğlalarında kanlarımız, harca karışan suda göz yaşlarımız var. günahlar üzerine kuruluyor kule, tanrıya uzanan el misali. tanrının kucaklamasını diliyoruz bizi, babil kulesini dikerken biz gözlerimizde canlandırıyoruz evlerimizi; kule bizim sahte cennetimiz, kralsa vahşi tanrımız. ölüm gelse de gözlerimizi kapatsa istiyoruz ama nafile; uyuyamıyoruz..
ölülerimizin ardından artık ağlamıyor, gülüyoruz. tek gülümseme nedenimiz oldular artık, tüm doğumlar için ağıt yakıyoruz; göz yaşlarımız besliyor babil nehirlerini.. bebekler acı suyla besleniyorlar.. ilk çığlıkları yankılanıyor kulenin duvarlarında, günaha bulanmış elini uzatıyor kral tanrıya. tanrı kızmış olacak ki ona, bakmıyor. tanrı bizi görmüyor. gözyaşlarımız babil nehirlerinden taşıyor.. melekler bizi her gördüklerinde ağlıyor olacaklar ki bu sıralar çok yağmur yağıyor..

"

ekleme şarkı linkleri:  http://fizy.com/#s/1j7goa  ve http://fizy.com/#s/1h5exl hatta bir de http://fizy.com/#s/12ub2f

6.4.12

bir patates iki patates üç patates hop dört patates beş patates altı patates hop

"kelimenizi kullanıp alıp baksın diye bir kalp yaparsınız 'kendimden' diyebileceğiniz; alıp giderse de eliniz boş kalırsınız"

kelimelerle oynayamıyor olsam yalnız kaldığım anlarım için hiç oyuncağım olmazdı gibi geliyor. yalnız iken yalın olmayı hiç başaramıyorum çünkü, hep daha karışıklaşıyorum. hele gün bitimi eve yürürken doluşan tüm o fikirler.. fikir kelimesi çok sivri bir şeyleri çağrıştırıyor, delip geçiyor bazı şeyleri. şeyler, şey.. katman, his, tabu, düşünce, anı, kapı.. bir sürü kelime denedim yerine ama olmadı hiç biri. eksik kaldı biraz sanki ya da fazla belirli gibi. şey, şeyler. işte öyle bir şeyler hepsi..

boşluk, dağınıklık, dağ, dağ kadar dağınıklık, dağınıklık dağı, kapılınan bir ağ ve saire..

tutunmak için tutulmanız mı gerekir diye düşünüyorum mesela, tuttuğunuz o son dal sizi tutuyor mudur? düşmüyorsanız tutturmuşsunuz demektir teorik olarak ama bu işteki tutku çok farklı olsa gerek. dal aslında sizi seviyor ama siz kurtulmak için onu tuttunuz ve sonra bırakacaksınız. acımasızsınız. üstelik bunun gerçek hayatla ya da atıflarla hiç bir alakası yok, o yamaçta tutunup düşmekten son anda kurtulduğunuz ağaç dalına kötü davrandınız; suçlusunuz.

gözlerini kapat, güzel şeyler düşle ve izin ver seni öpeyim diyen şarkılar var. birden fazla var, kimisi açık açık söylüyor kimisi gizlice. ne çok şey istiyor insanlar öyle?..

saçmalıyorum.

okuyorsunuz? bu daha saçma geliyor şu anda bana.

yazı üzerine bir şeyler yapabilecek bir adam değilim bence ben, ikide bir bu tarz saçmalamalarla çıkıyorum ve belki biraz eğleniyoruz ama bunlar sadece saçma. gerçek hayat beni yiyor, kabul edelim. ölüyorum içimdeki kelimelerle birlikte. hiç bir işime yaramıyorlar benim, keşke sizin yarasalar..

insanlar bir şeyler yapıyor, düşünüyor falan. anlamıyorum ben sanırım. hissedebilme yeteneğimi yedim ve sanırım yardıma ihtiyacım var. bir şeyleri yanlış yaptığımdan bu sefer eminim.

across the universe çalıyor arkada, "nothings gonna change my world" gibi bir şey diyor. hüzünlendim, değişip güzel olsa ya dünyam; şu anda her şey çok garip. garipten çıkıp tuhafa dönseler de yeter.

zihnim strateji oyunu olsa eminim ki huzur adlı şeyi kurmak için çok fazla malzeme gerekiyor olurdu. ki gerekiyor. huzur talep ediyorum. nerede benim huzurum? hı?.. neyse.. boşverin..

kelimelerim bu kadar. k'lerimi alıp bakmak isteyen önceden haber vermeli diye düşündüm şimdi. artık nereye hangi harfi koyacağımı anlamak konusunda başarılı olduğumdan emin değilim, anlamıyorum. harita falan olmalıydı ya da yol gösterilmeli.

geceleri zihnim yemediği şeyleri kusabiliyor, çok acayip değil mi? bilinçaltım ben yokken ne yapıyor acaba. daha da önemlisi, biz uyurken parmaklarımız ne yapıyor?

kaale almıyorum artık kendimi..



devam editliyorum ki uzun yazı olsun ki aslında yazacak sözcüğüm yok. kendime kurgusal durumlar yaratıp içinde ne nasılmış diye bakabilirim belki ama bunun da bir eğlencesi yok. karakterler tatile gitmişler sanki, neredeler kim bilir. neredeler, kim bilir? kim? ne? ha?

kelimelerimi kurguya bulamayı seviyorum. bazen bitirip baktığımda yazanın kendim olup olmadığından emin olamayabiliyorum. bazen hangi yazdığımın içten olduğunu bulmaya çalışırken çok zaman harcayabiliyorum. zira böyle yalanlar eğlenceli şeyler. bence. bana göre. zaten her neyse.

4.4.12

ş:ovalye

"zamanı gelince seni de yiyeceğim" deyip kenara koydu şövalyeyi ejderha. gerindi ve kaşındı. şövalyenin metal çubuğuyla çizdiği pulunu ovaladı iz kaldı mı diye. krem sürse geçer miydi acaba. pulların kaşınmıyor olması mutluluk vericiydi onun için. ninesinin dökülen pullarını hatırladı çocukluk anılarından. gülümsedi. şövalye titrerken zırhı ses çıkarıyordu. kısık gözlerle ona bakıp onu uyarmayı düşündü ama vazgeçti. gidip kenara bıraktığı elma ağacını aldı. kopardığı minik elmacıklardan bir ikisini şövalyeye fırlattı. biri zırha isabet edip parçalandı. kurumuş dallardan yapılma döşeğine uzandı ve kopardığı elmaları ağzına atmaya başladı yavaş yavaş. "bir dahakine şarkı söylemeyi bilen birilerini esir almalıyım" diye homurdandı. şövalye olayları anlamaya çalışıyordu hala rafın üzerindeki kase/hücresinde..

işteöylebirşeyler

nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver; sakın unutma ve aksatma


"özlenilen şeyin anılar mı, olaylar mı yoksa kişiler mi olduğuna dikkat ettin mi hiç? özlerken dikkat ediliyor muymuş? dikkatin nerede? nerede sorusuna hep -sin ekleyenlerden misin yoksa? hayat sana ne zormuş.." demiş


kelebekler sıkılıyor mudur? kelebek kadar ömrün olsa sıkılır mısın yine de? mutluluğu kelebek ömrü kadar bulanlar mutlu olmaktan en çok sıkılanlardır gibime geliyor nedense


bugün dışarıdan çok uzaktaydım ve keklerin hep kabardığı, bazı şeylerin çok farklı olduğu dünyalar düşledim. sonra da uyudum onları unutmak için.


ruhum olsa satar mıydım diye düşünüyorum bazen ama siz lütfen kendinizinkileri satmayın


insanlar mutsuzken hayat daha sıkıcı gibi

sanki yazacak hiç bir şeyim yok..


bolca enter'a basmışken devam edeyim bari;

yeni bir kitap okuma şeysi düzenliyoruz. feysbuk linki burada. alsancak nar çay kahve evi'nde 14 nisanda toplanıp kitap bir iki saat kitap okuyacak sonra da muhabbet edeceğiz. muhabbet etmesek de biraz kitap okuyacağız falan filan. davetlisiniz sizler de. adamların filtre kahveleri çok güzel..


metucon yaklaşıyor, ankara yolu göründü bana. ufak bir ankarafobimin varlığını kabul ediyorum zira büyük ölçüde geçti; daha fazla idi. şimdi metucon, çatı ve dost'a girip bir iki kitap alma arzum var sadece ya da ben öyle düşünmeye çalışıyorum. neyse, gidip nasıl olacağını görmek gerek.

ben bu aralar çok sıkılıyorum.. 




birazdan sıkılıp silecekmişim gibi geliyor.