21.3.12

çünkü bazı yerler daha çirkin gözükmesine rağmen daha güzel

"artan nefretim içimi neşeyle dolduruyor!" dedi ardına kadar açılmış gözlerle. göz bebekleri kocaman olmuş, gözünün yeşil rengini yok etmişti sanki. ağzını olabildiğince gererek oluşturduğu ürkütücü çirkin sırıtışı sanki varlığını sürdürdüğü her an elektrik üreterek uzun, dağınık saçlarını kabartıyordu. bir an için o kahverengi-sarı arası tonda koyulaşma gördüğünü sandı ama sadece kabarıyordu. ona elini uzattığında dokunuşundan kaçınıp ritmi bozuk bir müzikle dans ediyormuş gibi uzaklaştı.

biraz ilerideki insan boyundaki satranç taşları ve büyük karelerden oluşan oyun alanına varmıştı. koşup şah ve vezirin üzerlerine atlayıp onları yıktı. "bu bir devrimdir!" diye bağırdı onların yüzlerine. sonra piyonları ortaya alıp yanlara kaleleri, kalelerin ortasına da atları yerleştirdi. filleri birer tekmeyle yere yıkıp "faşistsiniz siz!" diye bağırdı onlara. sonra karşı taraftaki düzenli taşlara baktı. "geliyorlar, hiç şansımız yok ama savaşacağız!" dedi, biraz durdu ve devam etti "belki de ben kaçacağım, siz savaşacaksınız. ama atlar rüşvet yerse onları vurun." dedi piyonlara dönüp.

siyah karelere basmamaya çalışarak çıktı sahadan. biraz koşup boşluğun ortasında duran boya kutusundan fırçayı çıkardı ve havaya iki nokta koydu. sonra onların ikisini de kesen doğrusal olmayan çizgiler çizdi bir sürü. özgürleşmelerini istedi çizgilerinin ama hep o iki nokta arasında çizdi. en son kendi yüzüne sürdü fırçayı ve gözyaşları yanağının iki yanında hafif eğimli birer çizgi oluşturdu. fırçayı boşluğa atıp koştu.

bir nehrin kıyısında durdu, karşı taraf sisten görünmüyordu. ağır ağır yaklaşan bir kayık seçti sislerin arasında. kayıkçı siyah, kirli bir cüppe giyiyordu. yüzü gözükmüyordu, önünü nasıl gördüğünü merak etti ama sormadı. kayıkçı ondan iki gümüş istedi, hareket çekti kayıkçıya. kızan kayıkçı sopasını kaldırdı ona vurmak amaçlı ama o kaçtı. koştu, koşmayı sevmeyinceye kadar koşmak istedi.

bir kuru kafaya takılıp yere düştü uzun bir koşu sonrası. "sen de mi yorrick!" diye bağırdı kafaya ama kafa aldırmadı. sonra yere oturup ona baktı uzun uzun. onun burnunu kendininkinden daha çok beğendiğine karar verdi, kafa muhtemelen ona katılmıyordu ama bunu umursamadı. ikisi de tartışacak durumda değildi. ayağa kalkıp yoluna devam etti.

karanlığın içinden aniden fırlayan bir el saçlarına uzandı, kaçamadı. el saçlarını okşadı ve "uyan artık" dedi. reddetti, başını salladı, mızmızlandı ama olmadı. yanağına usulca dokununca el onu ittirdi. "sadece ben istediğim zaman uyanabilmeliyim bu düşten" dedi. cebinden gözlüklerini çıkarıp gerçeğe baktı ve midesinin bulanışını bastırmaya çalıştı. gözlüklerini çıkarıp camlarından birini söktü ve tekrar gözüne taktı. bir gözü gerçeği diğeri düşü gördü. biraz daha katlanılır buldu. kabarık saçlarını çekiştirip düzeltmeye çalıştı. sıkıcı bir gün daha onu bekliyordu önünde, ardına bakıp dudak büktü ama geçmiş geri gelmedi. "başka işleri var her halde.." diye düşündü. şu andaki tek dileği gün boyu kullanacağı toplu taşıma araçlarının fazla kalabalık olmaması üzerineydi yoksa saçlarında biriktirdiği elektirikle insanlara zarar verebilirdi. içinde bir yanı bunu yapmayı çok istedi ama gözlüğün camlı kısmına yakın olan tarafından mı geliyordu bu istek yoksa uzak olan tarafından mı kestiremedi. esneyip uyandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder