26.2.12

Üşüyor musun?

Anlamsız rüyaları tam kabusa dönüşmek üzereyken uyandı huzursuz uykusundan, o günaydın demedi, zaten pek aydınlık bir gün de sayılmazdı. Camdan gün ışığı girmiyordu hiç. Gidip, nedenini görmek için dışarı baktığında ise  karanlık bulutlarla kaplı bir gökyüzü gördü yukarıda. Siyah bulutlar dünyaya sarılmış tüm nefesini boşaltırcasına sıkıyordu sanki. Sinirli olmalıydı gökyüzü, gök gürledi. Birazdan ağlayacaktı sanki.
Ona kahvaltıda ne istediğini sormadı. Mutfağa gidip buzdolabını açtı ve buzdolabından sızan soğuk havanın yüzünü yalamasına izin verdi kafasını içeri eğerek. Biraz peynir, biraz reçel ve diğerlerine benzer bir kabın içinde duran ne olduğunu bilmediği yeşilimsi şeyi çıkardı ve yeşil şeyi çöpe döktü. Diğerlerini yanlarına biraz ekmek koyup masaya bıraktı. Ona çay içip içmeyeceğini sormamıştı. Su ısıtıcısını açıp yüzünü yıkamak için gitti.
Ona şeker isteyip istemediğini sormamıştı. Bugün şekersiz istiyordu çayı. Kötü sabahlara daha çok yakışıyordu şekersiz çay, kendine getiriyordu insanı. Şekerli çayın verdiği keyfi daha rahatlatma zamanlarına ait olarak düşünüyordu. Poşet çay ve bayat ekmeği biraz daha katlanılabilir kılacak bir iki parça kahvaltılık ile istemeye istemeye yaptığı kahvaltısından kalkıp peynir ve reçeli buzdolabına geri kaldırdı. Masadaki diğer şeyleri ise lavaboya bıraktı. Silmeye üşendi masayı.
Ona hangi gömleği giymesini tavsiye ettiğini sormadı. Pantolonuna en yakın tondaki gömleği seçip giydi.
Ceplerini kontrol etti her şey yerli yerinde mi diye. Ona bir şey unutup unutmadığını sormadı.
Ona su ısıtıcısını kapatıp kapatmadığını sormadı, gidip kontrol etti.
Ayakkabılarını giyip kendini dışarı attı. Ona anahtarını yanına alıp almadığını sormadı. Kapıyı kapattı.
Nefesini kesti tüm sormadıkları, damarlarını tıkadı, dünyasını bulanıklaştırdı. Kapının eşiğine çöküp gözlerinden çıkmak isteyen yaramaz gözyaşlarını sert bir burun çekmeyle derinlere geri yolladı. Artık olmayan birine duyamayacağı sorular düşlemekten vazgeçmeyi kendine birazdan unutmak üzere tekrar not ettirdi. Sokağa bıraktı kendini, esen rüzgarla ürperdi. Ona üşüyüp üşümediğini sormak istedi, olmadı. Yaramaz bir gözyaşı firar etti sol gözünden..

24.2.12

kedi

düşlerimde ben olan bir kedi var.
büyük ve garip bir evde yaşıyor kedi.
mesela kimsenin girmediği odaları var evin. bazı odaların kapıları aslında odaya değil bahçeye açılıyor mesela. dolaplarının ardında kapılar olan odalar bile var hatta.
evde geziniyor tüm gün kedi, kitaplıklara sürtünüyor. patisiyle sayfalar çeviriyor. burnunu yalıyor arada tembel tembel. dirseklerinin tadını ekşimsi ve hüzünlü buluyor.
sıcak odalarında uyuyor evin kedi. şefkatli bir el seviyor onu her ihtiyaç duyduğunda. bazen kaybolmuşken odalarda geliyor o el, seviyor. o istediğinde seviyor el onu ve o beklemediği anlarda seviyor. uyurken seviyor. kedi en çok el onu severken uyumayı seviyor. kedi sadece o zaman rüya görmeyi seviyor.
hiç bilmiyor kedi tırnak çıkarmayı o ele. istemeden ile incitmemiş onu. el de hiç sert gelmemiş ona karşı.
parmakların tadı çiçeğimsi geliyor kediye. olmayan, bağımlılık yapıcı bir kokusu varmış gibi bazen sanki.
elin saçları arasında kaybolmayı seviyor kedi.
yalnız kalışları ve kayboluşlarının ortasında ona sarılmasını seviyor o saçların kedi.
kanatları olsun istiyor kedi. kuşlara aç gözlerle değil, kanatlarını kıskanarak bakıyor. elin düşlerinden kanat yapıyor bazen kendine.
ve bazı gecelerde kıvrılıyor el yanına kedinin. kedi oluyor el, mırlıyorlar.

dokunulmaktan rahatsız kedicik mırlıyor sevimli sevimli bazen düşlerde. rüya görüyor olsa gerek uyanık hallerinde. çünkü her yalnız uyuyuşunda boğuk bir boşluk ve karanlık görüyor yaşamında. rüyalarında başka bir hayata gidiyor kedi.

kimse sevmiyor rüya görmeyi..

20.2.12

kılşab

Dünyanız yıkıldığında gözünüzün önünde sadece bir örtü kalır gerçeklik adında, düşünmeden baktığınızda örtü her şeyi kapatır ve normlara sıkışıp normal bakarsınız dünyaya. Yokolmuş dünyalarınız varsa sizin de, sıkıcıdır o örtü üzerine daha önce kurduğunuz tüm o güzel şeylerin yanında. Ama yıkılıp gitmiştir o dünya; belki bir değişim belki birinin giderken dokunduğu o ilk domino taşı ve daha kötüsü birinin gelirken dokunduğu domino taşı.. Dünyaları yıkmak inanılmaz kolay doğru taşlarla..
Örtüyü yırtıp atmak istiyorum sadece, yoketmek tüm o göz bağını ve görmek istiyorum. Göremediğim bir şeyler olduğunu hissedebiliyorum dünyada, görebilmek istiyorum. Gözlerimi yerinden çıkarıp dünyaya bakmak istiyorum.. Bu sadece bir mecaz umarım..
Filtrelerle karşılaşıyorum düşlerimin aralarında, düşünmemi birileri engellemiş bazı şeyleri; sıkışmış filtreler, çıkmıyorlar. Kirliler, kokuyorlar, mide bulandırıyorlar.. Düşünceleri bulandırıyorlar..
vebazenöylegeliyorkikelimelerinboşluklarınadolabilecekyepyenidünyalarvaramabudünyalarokadaralakasızvemerakuyandırıcıkieğeronlarınherbirinigörebilecekolsamsadecedahafazlasınıgörebilmekadınadahakısakelimelerseçerekyazmayıdeneyebilirdim
Fark ettim ki boşlukta asılı duran karakterler ve kahramanlarım var. Dünyalarım yok olunca yurtsuz ve zamansız kalmışlar boşlukta. Yeni dünyalara ihtiyacım var.. Görebildiğimi hissetmeye ihtiyacım var ya da tüm hislerimden kurtulmaya ihtiyacım var çünkü onları hepsi normların birer kollarıymış gibi geliyor üzerime yüklenen..
Büyüyünce varoluşçu olacağım zaten.

11.2.12

ne? ha? kim?

-isminiz?
-bilmiyorum, kimse koymamış.
-soy isminiz?
-bir soyum olduğunu sanmıyorum.
-doğum tarihiniz?
-tanrının gülümsemediği bir günde doğmuşum, yağmur yağacakmış gibi yapıyor ama yağmıyormuş da diyorlar.
-doğum yeriniz?
-buradan çok uzaklarda bir yerlerde.
-cinsiyetiniz?
-cinsime dair yeterince şey bilemedim hiç.
-sigara kullanıyor musunuz?
-havadaki dumanı kullanıyorum, bağımlılık yapmış doğunca.
-eğitim durumunuz nedir?
-sigara içip içmememin eğitim durumundan daha öncelikli bir soru olup olmadığına karar verecek kadar şey öğrenmedim sanırım ama ilk sorduğunuz, umursamamanıza rağmen, ismim idi ondan bir düzen beklememeliyim sanırım.
-kendinizi on yıl sonra nerede görüyorsunuz?
-uzakta sanırım, çünkü göremiyorum.
-hobileriniz nelerdir?
-sözlerimin sonuna noktalar koymayı çok severim.
-kendinizi takım çalışmasına mı daha uygun görüyorsunuz yoksa bireysel çalışmaya mı?
-birlikte düşünecek insanları bulmanın zor olduğunu düşünüyorum daha çok. sizce bu bir cevap mıydı?
-bir takım çalışmasında kendinizi takım elemanı olarak mı görüyorsunuz yoksa lider mi?
-takım çalışmasında lider olmasa keşke diye düşünüyorum hep, geride kalıyorum sonra ama lider olmayınca da herkes lider olsam diye düşünüp geride kalıyor, çok komik değil mi?
-sanırım sorularım bu kadar.
-evet, yeterince sorumu biriktirdiniz. ben oturmaya devam edeyim, sizin zihniniz nasılsa hiç burada değildi zaten, birazdan gidersiniz. iyi geceler.


hastalığımsılık

beni kucakladıktan sonra 39'a sarılıyor derece, o kadar sıcağım ki üşüyorum. uyku şefkatli kollarını sarıyor omuzlarıma ondan nefret ettiğimi bildiği halde. o da beni sevmiyor ama bana daha kötü davranabilmesi için hayatta kalmam gerektiğini biliyor. gözlerimi öpüyor, kararırmış gibi yapıyor dünya ve sonrasında varolmayan renklere sahip bir imge var hatırlayamadığım.
parmak uçlarım buzdan, gövdemse kordan yapılma aslında. başımda bir balyoz var, kırdığı parçalarsa boğazıma takılmış; yutkunamıyorum. acıtıyor. ıslak bez alnımda, kollarımda geziyor zaman zaman. rahatlıyorum. yaramaz çocuklar misali beze uzanıyorum, sıcacık olmuş. korkuyorum ama rengimi değiştirmesine izin vermiyorum, muhtemelen zaten yeterince gariptir rengim.
sessizliği dinlediğim saatlerim ve müziğe dua ettiğim zamanlarım birbiri ardına geçip duruyor. geçiş zamanlarını hatırlamıyorum, uykunun kollarındayım. kafamda şekillenmeyen düşünceler, birilerini özlüyorum zaman zaman. özlemek istemediğim insanlar canlanıyor zihnimde. tek ihtiyaç şefkat aslında, çok bencilim düşüncelerimde. ayrıntıları kenara bırakıyorum, zaten yeterince fiziksel acı hissettiriyor bedenim; daha fazla işkenceye gerek yok. iyileşince düşünürüm.
kaybolmasında suçum olmadığını düşündüğüm şeylerde kendi suçlarımı arıyorum ki daha az çaresiz hissedeyim. karanlık ve sessiz battaniyenin altında bile güven yok artık. tekrar yükseliyor ateş bedenimde, korkuyorum.. ya geçmezse?.. peki ya geçince düşünmeyi ertelediklerim geri gelirse?..

9.2.12

Anahtar Kitaplar

Son kitabı da özenle yerleştirip sandalyenin üzerine tünedi dizlerini çenesine dayayarak. Odanın zeminini kitapla kaplamıştı uzun bir uğraşın sonunda. Odayı toplamak için bahane ararken başladığı bu işin sonunda odada adım atacak yeri kalmamıştı. Dengesini korumaya çalışarak sandalyenin altına ve odanın başka köşelerine bakındı boşta kalan yer var mı diye. Bulamayınca mutlu oldu ve manzarasını izledi. Sararmış kağıtlarla kaplı duvarlarına yapıştırılmış ya da yazılmış tonla şeyin ahengine zemini kaplayan bir sürü kapak yazısı ve resmi eklenmişti artık. Kitapların hepsi yüzlerini tavana dönmüş ve sandalyeye bakacak şekilde duruyordu. Odanın gerçek anlamda merkezindeydi. Susadığını hissetti ama dışarı nasıl çıkacağını bulamadı. Yol tıkalıydı, yolu tıkamıştı, yol bile yoktu ki artık. Odanın kapalı kapısına ve arkasında ışığın varolup olmadığına dair bilgi vermekten başka hiç bir işe yaramayan garip cama baktı. Ardında ışık yoktu. Ardında ne olduğu konusunda hiç bir fikri yoktu. Belki artık evde değildi oda. Ya artık evde değilse oda? Seslenmek istedi emin olmak için ama evde yalnız olduğunu hatırladı. Ki evde değilse kim bilir kim duyabilirdi onu. Kitapların üzerine basabilirlerdi..
Odanın kapısının eve değil başka bir yere açılabiliyor olma olasılığı doldurdu zihnini. Belki yarattığı ahenk bir değişime neden olmuştu dünyada. Yerleri kitapla kaplanan tüm odaların gittiği yere gelmişti belki. Yeri kitapla kaplı hiç bir oda duymadığını hatırladı. Korktu.
Kendine sandalyesinden kapıya doğru uzanan tek kitap kalınlığında bir hat yarattı kucağına doldurarak kitapları teker teker. Kapıyı açmadan önce kenara koydu hepsini ve ahengi bozmuş olabileceğini umarak kapıyı açtı. Yüzüne vuran kışın eve oldurduğu soğukluk muydu yoksa geldiği yerin soğuğu mu ayırt edemedi gözlerini açana dek. Gözlerini açtıktan sonrası da bu öyküye ait değildi zaten..

1.2.12

etim toprak, kanım su

insan öldükten sonra dünyanın yanına gidip sormuş "neden bedenimi yiyorsun? neden toprağına dönüşüyoruz?" dünya bu saçma soru karşısında şaşkınlık ve sitem içerisinde yanıt vermiş "sizler benim etimi yeyip kanımı içmediniz mi yaşamak için? damarlarınızdaki kan neyse sizler için, su da aynı şey benim için. toprak kemiğim, bitkiler ve hayvanla da dokularım. sizlerse benim çok değerli parazitlerimsiniz. hep birlikteydik biz aslında, birlikteliğimiz yön değiştiriyor sadece. hadi şimdi git, kurtuldun o işkence ettiğin bedeninden; özgür ol. gidecek neren varsa artık.."