2.1.12

bu şey ilham kaçması nedeniyle yarıda bırakıldı

Yolunmuş saçları gizlemek için bere, el ve kollardaki izleri kapatmak için uzun kollu kazak ve son olarak yüzü kapatmak için gözlük ile atkı. İyi çalışılmış sahte bir gülümsemenin izleri belli oluyor yine de bir şekilde yüz kıvrımlarından. Kazağın kollarından gözükmeyen ellerini önünde birleştirip zaten uzun olan kazağı daha da aşağı şekiştirerek çekingen belki biraz da masum bir izlenim vermeye çalışıyor. Soğuktan burnu kızarmış. Titrek bir sesle "Merhaba" diyor ve içeri giriyor. Sanırım o esnada bıraktım yazmayı ben de. Kapımı beğendiği için benimle konuşmayı seçtiğini söylemişti bir önceki görüşmemizde. Neyle karşı karşıya olduğumu gerçekten bilmiyorum doğrusu. Tedirgin olmadığımı söylesem yalan söylemiş olurum ama bahsedilen kişiyle karşımdakinin aynı olduğuna inanmak oldukça güç geliyor bana. Ben ona oturması için bir yer gösterene kadar kafası hafif eğik şekilde, kaçamak bakışlarla odayı süzerek durdu. Alışmıştım aslında bunun olmasına, insanlar girince ya da oturup beklerken odayı süzerler çoğunlukla. Ve bu insanların çoğu ilk gözatma turunun ardından kitaplığa bakmaya geri döner ve kitapları incelerler. Kitaplarla ilgilenmeyenler rastgele gözlerini devirerek odaya bakıyormuş izlenimini devam ettirmeye çalışırlar. Sonra ben onlara oturmalarını söylerim ve bu ritüel biter. İkinci kısma benzer bir şey yaptı o da, odayı süzdükten sonra tekrar süzdü. Odayı ezberlemiş olduğumdan insanların baktıkları yerleri kestirebiliyordum. Bu, onlarla ilgili bazı fikirler verebiliyordu zaman zaman. Bu sefer buna fazla kafa yormadım, her şeye aynı ilgiyle bakıyor gibiydi. İşin garibi hiç bir şey düşünmüyor gibi duruyor olmasıydı. Oturduktan sonra atkısını ve gözlüklerini çıkardı. Kanlanmış gözlerinin altındaki mor halkaları hafif bir makyajla kapatmaya çalışmıştı. Fondöten dışında pek bir şey yoktu yüzünde. Teni fazlaca beyazdı, sağlıksız görünüyordu. Her zamanki gibi lafa girip girmeyeceklerini anlamak için bir süre sessiz bekleyişimi onda da yaptım. Tam sürenin sonunda ağzımı açıp konuşmaya başlayacaktım ki lafa daldı "Bir oyun oynayalım mı?" sesi merhabasındaki titreklikten uzaktı bu sefer. Biraz heyecanlı, duru ve sıcak. "Önce biraz konuşaydık?" dedim kafasını sağa sola hafifçe sallayıp "Hayır hayır, konuşmayı oyun şeklinde yapalım diyorum işte. Şey, aslında basit bir oyun. Sizin her sorunuzu cevaplayacağım ama her soru karşılığı bir soru soracağım. Cevaplamak istemediğiniz sorulara cevabı anlatacak bir renkle yanıt verebilirsiniz." dedi nefes almadan. Heyecanı, nefes alışverişinin hızlanışı görülebiliyordu. Göz bebekleri büyümüştü, bakışlarında beklediğim gibi sorulara yönelik bir korku değil garip bir merak vardı. Hazırlıksız yakalanmıştım doğrusu, kurallarımı bozuyordu bu ama onun oyununu oynarsak daha kolay ona ulaşabileceğimi düşündüm. Sonuçta kendini ne kadar rahat hissederse o kadar kolay açılacaktı. "Tamam" dedim "Sen de istersen, cevap vermek istemediğin sorulara renk söyleyebilirsin." Başını hafifçe indirip iri gözlerle bana baktı ve "Ama rastgele renkler değil, cevabın hissini ifade eden renkler olmalı." dedi. Sesinde hafif bir kınama vardı, onu küçümsediğimden korkuyordu sanırım. Beden dilini kullanmayı mı iyi biliyor yoksa gerçekten mi içten karar verememeye başlamıştım. Zamanla anlaşılacaktı her şey "O zaman başla bakalım.." dedim ipleri onun eline vermiş gibi yaparak. "Şey.. Biraz düşünebilir miyim?" dedi. "Elbette" dedim. Muzur bir gülümseme ve bastırılmış bir kahkaha ile "O zaman sıra sizde!" dedi. Bu oyuna düştüğüme inanamıyorum..

Kendimi toparlayıp sordum: "Neden böyle bir soru oyunuyla konuşmak istedin?" beklediği ve önceden cevap hazırladığı belli olan bir şekilde "Çünkü öteki türlü sadece ben konuşacaktım, tek taraflı oynamayı hiç sevmem. Platonik aşklar kadar sıkıcıdır. Platonik aşkları sıkıcı bulmuyor, bir adım olarak görüyorsunuz değil mi?" Konuyu değiştirme hızı afallattı bir an beni. Bu yüz ifademe de yansımız olacak ki güldü. "Hayır, platonik aşkları gerçekçi bulmuyorum aslında pek. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?" dedim topu kendisine çevirip. "Beyaz" dedi o muzur gülümsemesiyle ve sonra toparlayıp devam etti "Nasılsınız?" Sanki beni ölçmek için sormuş gibi bir merak vardı sesinde ve yüzünde. Bu soru da önceden hazırlanmıştı, bir tuzağa çekiliyormuşum gibi hissettim kendimi. "İyiyim, kapımın nesi diğerlerinden farklıydı?" dedim tuzağa düşme niyetim yoktu. "Daha sıcak duruyor. Nasıl açıklayabilirim bilmiyorum...


Dış not: Burayı yazarken bilgisayar yazmamdan sıkıldı ve uzunca bir süre beni bekletti. O arada müziği kapattım, biraz dolaştım ve sonra sayfayı kapattım. Tekrar açmayı başardığımda hikaye ve karakterler çoktan susmuştu. Bir gün onlar devam ederlerse ben de devamını yazarım. Tam da uzun olabilecek bir şeyler yazabiliyorum diye seviniyordum.. Üzgünüm.

3 yorum:

  1. yarım kalmak için yazılması gerekiyormuş demek ki.Olsundu bu da böyle bir yazıymış demek ki

    YanıtlaSil
  2. "gerektiği için oldu"yu gerçek kabul etmemekte inat ediyorum, bence adil değil

    YanıtlaSil
  3. gerektiği için oldu kaderini kabul etmemekte haklısın.Ama bazen bazı şeyler zamanı olmadığı için olmuyordur ya da seçiminin farklı olması daha iyi olucaktır. Farklı perspektiften bakıp görek lazım. Herkes bir noktaya bakarken o noktaya bakmak değilde oraya dönen bakışları görmek önemlidir...

    YanıtlaSil