4.12.11

baş dönmesi

"Baş dönmesiyle hiç aram yoktur. Midemin bulanmasıyla da tabii.. Hiç olmasınlar isterim her zaman."dedi ve önündeki şat bardaklarına (muhtemelen tekrar) votka doldurup kendi önündekini içti ve sertçe yerine koydu. Gözleri bardağına kilitlenmişti. Votka damlacıklarından geçmişi yansıyordu yüzüne. Etrafta koşuşturan insanlar vardı. Yanında ayakta duran adam onun ardından kendi bardağını içip nazikçe masaya bıraktı. "Küçükken kendi etrafımda dönüp sonra durduğumda oluşan baş dönmesini dahi sevmezdim. İlk içkimde nasıl dönmüştü anlatamam, o zamandan sonra çok içtim tabii. Geçti o baş dönmesi bayağı. Başımın dönmesini hiç ama hiç sevmem ben.." Birer şat daha içtiler birlikte. Çevredeki insanlar harıl harıl bir şeylerle uğraşıyorlardı. "Aşık olduğun kız ilk kez elimi tuttuğunda dönmüştü başım. Daha öncesinde yanağıma konan ebeveyn şefkati değil de saf sevgi taşıyan ilk öpücükte dönmüştü biraz da. İlk öpüşmemde dizlerim çözülmüştü zaten." Güldü ve bir şat daha içtiler. Bir şey söylemeden bardağa baktı biraz daha. Tekrar doldurdu, tekrar içtiler. Sonra bir kez daha ve bir kez daha.. "Başım.. Başımın dönmesini hiç sevemedim ben. Mutluluktan başın dönmesi deyimini bile kullanmadım hiç. Lunaparklardaki dönen garip oyuncaklardan hep nefret ettim mesela. Korktuğumda başım dönmedi hiç, gençliğimde en büyük korkularımdan biri çevremdeki pek çok büyüğümdeki tansiyon hastalığına kapılıp o ani baş dönmelerini yaşamaktı mesela. Korkacak başka şeyim yoktu sanki.. Ne garip değil mi?" bardaklarını tekrar doldurdu ve tekrar içtiler. Etraf biraz sakinleşmiş gibiydi. Herkes bir şeylere odaklanmıştı artık. Bir süre daha içtiler birlikte, bir şişe boşaldı ve diğeri geldi. Belki arada başka bir şişe daha geçmişti ama kim bilir. Bir kaç defa daha tekrarladı başının dönmesine ve midesinin bulanmasına olan nefretini. Arada bir şeyler söyleyesi geldi, dili dönmedi. "Son zamanlarda çok dönmeye başlamıştı başım. Ben başım dönüyor dedikçe şaşırırdı arkadaşlarım. E bilirlerdi benim ne düşündüğümü baş dönmesi hakkında. İçerken bile dönmezdi benim başım, en sarhoş olduğum anda bile düz yürürdüm ben. Şimdi yürü desen bilmem ne olur tabii.." Birer tane daha içtiler. "Sonra çıktı bu hastalık davası işte. Ne üzülmüşlerdi. Ağladık kimisiyle uzun uzun. Korktum ben, başım döndü. En çok yalnızken döndü başım, en çok yalnızken korktum çünkü." Birer tane daha içtiler. İyi görünmüyordu artık adam. Bir tane daha doldurdu, bu sefer sadece kendine. Bardağı kaldırıp kokladı, sonra ışığa tutup baktı. Yansımalarda geçmişini gördü. Bardağı yerine koydu, biraz sallandı. Tam düşecekti ki yanındakinin cılız kolu girdi koluna ve tuttu onu. Ölüm'ün suratına baktı ve "Tamam, pes. Sen bu sıkıntıyla benden evvel alkolik olmuşsundur diye düşünememiştim zaten o an. Götür artık beni." dedi. Ölüm ameliyat masasında duran şişe ve bardakları yanındaki çantaya attı. Yokoldu çantaya düşerken hepsi. Adamın koluna girmiş ameliyathanenin kapısının ardındanki karanlığa giderken geriden tiz, düz bir ses yükseldi. O hep koşuşturanlardan biri "Hastanın ölüm saati.." diye bir cümleye başlarken, geride yatan bedenine baktı adam. En azından artık sallanmıyordu. Sonrası sadece karanlık..

1 yorum:

  1. uzun zaman sonra bir hikayemsi yazmak iyi hissettirdi kendimi bana

    YanıtlaSil