28.12.11

tersine

Kimsenin yolunu tıkamadığımız yolun ortasında bir yerlerde bana soru sormaya başladı bir anda, tıpkı beklediğim gibi.
-Üşüdün mü?
-Evet, oldukça..
-Ne yapıyorsun?
-Hiç, boşluk.
-Beklediğin gibi gelmedi sanırım dünya sana?
-Adaleti düşünürken hep adaletsiz davranışımı düşünüyorum, kendimi yargılıyorum.
-Düşlediğin dünya gerçek olsa ne yaparsın?
-Yaşamaya çalışırım, muhtemelen ekstra çaba harcayarak. İçerideyken her şey farklı çünkü.
Sustuk
-Dışarı çıktığına pişman olsan ne yaparsın?
-Keyfini çıkarmak için yöntem düşünürdüm, şu andakinden farklı olabilecek hiç bir şey gelmiyor aklıma yani.
-Kendine iyi davranmıyorsun, değil mi?
-Her şeyi düşünebilseydim sıkılabilirdim belki de ama.
-Ne düşünüyorsun?
-Hayalimdeki kahve kokusuyla gerçek kahve kokusu aynı iken hayalimdeki tarçın kokusuyla gerçek tarçın kokusunun neden bazen farklı olduğunu kavramaya çalışıyorum.
-Korkuyor musun?
-Hayır, çünkü atkım var.
Yola devam ettik, bir şeyler ters gitmişti az önce. Cevaplar ve sorunlar arasındaki sıralamayı karıştırmıştık. Umursamadık çünkü zaten anlamıyorduk.
ilk sorunun cevabı en sonda, ikincinin cevabı sondan ikinci vesaire ve saire..

18.12.11

sıkıcı kelimeler

Hızla girdi odaya, etrafın dağınıklığına bakıp her şeyin hatırladığı ve ulaşabileceği bir yerde olduğunu bu nedenle aslında düzenli olduğunu kendine tekrar hatırlattı. "Dağınıklık" kelimesini kutuya koydu.
Kitaplığına gidip boş bir yer aradı, biraz tetrisçilik oynayıp küçük bir boşluk açtı. Ne kadar karışık diye düşündü ama sonra kitapları diziş şeklini, dizerken düşündüklerini hatırladı ve bu halini sevdiği düşüncesiyle gülümsedi. "Karışık" kelimesini kutuya koydu.
Çantasını omzundan indirdi, bir yük kalktı üzerinden. Ne kadar da ağır diye düşündü ama o kadar zamandır taşıyordu ki alışmıştı. Aslında ağır değildi, olması gerektiği gibiydi çanta. İçinden bir kitap çıkartıp kitaplıktaki açtığı yere koydu. "Ağır" kelimesini de kutuya attı hemen.
Çalışma masasının üzerindeki onca eşyaya baktı, küçük not kağıdı yığınlarını ve çeşitli anılara sahip küçük eşyaları inceledi. Masasındaki gereksiz eşyalardan şikayet ederdi insanlar, sabır çekip "Gereksiz" kelimesini kutuya koydu.
Duvarına yeni bir poster asıp asmamak arasında gelip gitti, bir fraktal posteri nasıl olur diye düşündü. Düşüncelerinin devamı gelmeden "Çirkin" kelimesini kutuya attı.
Sabahtan beri koyduğu diğer kelimeleri de düşününce kutu neredeyse dolmuştu, kaldırıp salladı. Kendisine ait olmayan tüm bu kelimelerin nereden geldiğini düşündü, bulamadı; kutuyu bir kenara kaldırdı. Tıpkı önceki gün yaptığı ve yarın da yapacağı gibi. En azından tüm umudu buydu.. Yoksa nasıl kendisi olmaya devam edebilirdi ki?..

öeah, çok iğrenç bir üslup kullandım sanırım. yazarken bile sıkıldım..

17.12.11

yılbaşında biten sene, ölür

Bu sene bitmeden yapmak istediğim şeylerin bir listesini çıkarmaya karar verdim. Aslında bunlar genel olarak yapmak istediğim ama sürekli ertelediğim veyahut vazgeçtiğim şeyler de olabilirler ama bir ihtimal sadece kurduğum hayaller de olabilirler. Muhtemelen, gerçekçi düşünmek gerekirse bunların hiçbirini yapacağıma inandığımı söyleyemem ama yapmak istiyorum bunları yalnızca. Zaman zaman editleyip yenileyebilirim belki listeyi ama bu da düşük bir ihtimal olabilir. Bunları yapmadığımı kendime yediremeyip başlığı silebilirim bile belki, bilmiyorum.
Yalnız kalmak çok huzursuz edici, ondan oluyor aslında her şey. Bağımlıyım insanlara sanırım..

-Bulutlara ve gökyüzüne bir mektup yazıp, uçan balona bağlayıp göğe yollamak istiyorum.
-Bir uçan balona upuzun bir ip bağlayıp nereye kadar yükseleceğine bakmak, balona sonsuz ipli uçurtma muamelesi yapmak istiyorum.
-Küçük kağıtlara küçük notlar yazıp onları etrafa bırakmak istiyorum, tercih ettiğim birincil yerler kitapçılardaki güzel kitapların içleri.
-Nargile dumanını sabun köpüğü balonlarına daha fazla doldurmak ve bunları etrafa yaymak istiyorum. (aslında bunu yaptım sayılır ama daha fazla yapabilmeyi başarmalıyım bence)
-İnsanlara hediye vermek istiyorum. Küçük, abuk şeyler; onların bana ifade ettiği şeyler onlara ifade edecekleri ile aynı mı bilmek istiyorum.
-Siyah keçeli kalem ve boş bir defter ile anlamlı çizgiler içermeyen bir karalamaca serüvenine başlamak istiyorum.
-Kitaplarımı insanlardan geri almak istiyorum(bunu çok istiyorum ama bu çok hayal sanırım ve genel konudan çok bağımsız)
-Cici insanların masalları olsun istiyorum.
-Yeni toka almalıyım ya da birilerine bana toka aldırmalıyım.
-Beyaz toblerone bulmalıyım, buldurmalıyım yok aslında sadece yemeliyim <3
-Yılbaşını anını olabildiğince güzel geçirmeliyim, daha önce geçirmediğim kadar hatta; önceki güzel geçişleri unutmak gerektiğine karar verdim.

-Cici insanlarla tanışmanın bir yolunu bulmalıyım..
-Daha fazla yazı yazmalıyım, o defter biraz daha dolmalı. 
-Bloga daha sık yazı gelmeli.
-Birileri bana tiramisu yapmalı.
-Yeni tarot kartlarıma alışmalıyım, gerekirse bir sürü insana fal bakmalıyım bunun için.
-Cevaplar kitabı ile aramdaki soğukluğu gidermeliyim.
-Saçımın yeni garip haline yönelik düzgün bir fotoğraf edinmeyi denemeliyim.
-Kitap yığınımı düzenlemeliyim.
-Düzgün kelimeleri bulma çalışmasına devam etmeliyim.
-Nesneleri anlamaya çalışmaya çalışmalıyım.
-Panomu düzenlemeliyim, her ne kadar üzerindeki tüm anılar ve küçük notlar ile sevimli dursa da miladı dolmuş gereksiz şeyleri atmak gerek. (mesela ilaç küpürleri, reklam kağıtları falan var. üşeniyorum ama)
-Kaybolmalıyım bir yerlerde, mümkünse kemeraltı'nda.
-Yarım kalmış işlerimi tamamlamalıyım olabildiğince.
-Netame'nin mp3'lerini bulmalıyım.
-Mektup yollamalıyım.
-Hazine haritası hazırlamak istiyorum, sonunda küçük bir ödül olan. Rastgele bir yerlere bırakmak ya da birilerine vermek istiyorum o haritayı.
-Buz pateninde düşmeden bir saat geçirebilmeliyim.
-Özüme dönmeliyim yeniyıl olmadan.
-İsteklerden gerekliliklere geçmeyi bırakmalıyım. Bırakmak istiyorum, zorlayınca hayatı hiç bir şey değişmiyor sonuçta.
-Eski üslubuma geri dönmek istiyorum.
-Duyulmamış bir masal istiyorum.
-Yan flüt ya da keman(-ımsılar da olur) dinlemek istiyorum canlı olarak.



işteöylebirşeyler..

14.12.11

d

düşümde dişlerim dökülüyordu. dişlerim dizlerime değdikçe deşiyordu, düşürmeyi deniyorlardı. dibimdeki denize döndüm ve daldım. dizlerim, deliklerden dolayı dağıldı. daha dibe dalmayı düşledim. düşlemek, devamlı düşürdü derine doğru. durup dağılmalara direndim. dalgalar destekledi doğarak dibimde. dinimle durulamayı denedim düşlerimden, dualarım dağları deldi ama durum değişmedi. d, dün devamlı dertlerinden bahsetti. b dinledi.

(ağır saçmaladım)

9.12.11

Pörtü

Pörtü diye bir şey var artık. İzmir için bencil bir etkinlik rehberi kendisi. Bencil çünkü her şeyi değil sadece kafasına estiği şeyleri haber veriyor. Bir miktar seçmece diyerek kılıf uydurabiliriz buna ama özünde sadece bencil bir estetik kaygının "aa negzel" dediği seçimler.
Sabit olmayan zamanlarda, sabit olmayan şekillerde güncelleniyor olması, hiç bir ek kaygısının bulunmamasıyla oldukça kafası rahat bir oluşum aslında kendisi. Hala bir maskot ya da avatar arayışında ki şimdilik kendine kurban olarak pembe bir tavşan seçmiş durumda.
Konserler, tiyatrolar, film gösterimleri, festivaller, söyleşiler, fuarlar şimdilik ilgi alanları arasında bulunanlar. Zamanla ilgisini çeken şeylere göre ilgi alanları değişebilir, daha doğrusu gelişebilir elbette.
Entel ile entelektüel arasına kalmış bir şey pörtü.

Hepsinin dışında çok sevimli bir kelime pörtü. Pörtüpörtüpörtüpörtü falan, böyle ardarda söyleyince çok eğlenceli hissettiriyor sanki. Herhangi başka bir kelimeye benzesin diye de bir kaygısı yok üstelik. Huzurlu bir kelime bence pörtü. Gerekirse sıcak, cana yakın falan da.

Neyse; reklamdı bu böyle sadece. Pörtü güzel şey. Pörtü benim son anda haberim olup üzüldüğüm etkinliklere karşı insanların da son anda haberi olsun ve üzülsün, bana eşlik etsinler diye yaptığım bir şey. Sırf, alakasız bir şekilde bu tip şeylerden bolca haberim oluyor bari bir işe yarasın diye yaptığım bir şey. Zaten çoğuna gidemiyorum aslında..
İşte böyle bir şey..

Pörtü

4.12.11

kış sıkıcıdır

Hava soğuk.. Elektrik sobasının yakıcı sıcaklığı vuruyor üzerime, kavruluyorum hafif hafif. Destina'nın sözleri takılmış dilime, kafamdaysa orada olmayan adama dair bir şiirin mısraları dolanıyor. Uyku bastırıyor ne düşündüğümü anlamaya çalıştıkça ve sıkıntı basıyor boş durdukça. Etrafa saçılmış kitaplardan rastgele sayıda kelimeler okuyup geri bırakıyorum. Hiç birine devam edesim yok nedense. İnsanları düşündükçe midem buruluyor. Tiksinti, huysuzluk ve belki de başka şeyler.. Öfkeli olduklarım doluşuyor aklıma, dalga geçiyorlar benimle. Odamda en çok, dışarıdan çok gürültü gelirken yalnız hissediyorum..

Sesleri bastırmak için yöntem arıyorum ama erişebildiğim tüm şarkılar sıkıcı, elimde olmayan şarkıları istiyorum ama bulamıyorum. Zaten çalmamaya karar veriyor bilgisayar. Klavye tuşlarına abanıyorum.. Tuş tıkırtıları bastırmalı sesler, alternatif bir müzik bu zihnime. Titreşimleri alıyor parmaklarım, yeterli değil ses. Daha hızlı yazmaya çalışıyorum ve daha hızlı ve daha hızlı.. Yanlış yazımları düzeltmek için her geri dönüşümde dışarıdaki ses tekrar saldırıyor. Savunamıyorum zihin kalemi, düşüyoruz..

Birazdan yatıp, belirsiz bir saate kadar uyuyup kendimi evden dışarı atacağım ve ilgilendiğim bir şeylerle ilgili onlarla ilgilendiğinden emin olmadığım insanlarla hep birlikte ilgileniyormuş gibi yapmaya gideceğim. Belki yanılıyorumdur, bazen yanılmayı severim.

Hiç biri değil de; şu üfleyince baloncuklar çıkartan sabunlu sulu garip şeylerden olsaydı yanımda bu kadar sıkılmayabilirdim. Varolan bitti çoktan ve alamadım hala yenisini.

Evet, çok sıkıldığımda düşüncelerimi nefesimle sabun köpüklerine doldurup rüzgara bırakıyorum. Belki ulaşıyordur kimi düşüncem rüzgarla sahiplerine diye dilekler tutuyorum ki ulaşmadığını artık biliyorum. Sabun köpükleri istiyorum..

Beynimin eriyen kısmı geçmiş kokuyor. Geçmişin mide bulandırıcı ve aynı zamanda hoşa giden bir kokusu var. Çürüdüğünden olsa gerek, pis kokuyor geçmiş. Anılardan olsa gerek ki daha bir mide bulandırıcı geliyor o koku normalden.

Parmaklarımın klavyeyi dövmekten gözlerimi kaşımaya geçesi gelmiş. Yorgan bana sesleniyor elektirik sobasının tiranlığına karşı beni korumak istediğini belirtmek için. Yastık şöyle bir bakıyor ve gelip gelmememin umurunda olmadığını belirtiyor ama kucaklarını açmış. Uykum var ve nefret ediyorum uyumaktan.

Her neyse, ben yatmaya gidiyorum..

baş dönmesi

"Baş dönmesiyle hiç aram yoktur. Midemin bulanmasıyla da tabii.. Hiç olmasınlar isterim her zaman."dedi ve önündeki şat bardaklarına (muhtemelen tekrar) votka doldurup kendi önündekini içti ve sertçe yerine koydu. Gözleri bardağına kilitlenmişti. Votka damlacıklarından geçmişi yansıyordu yüzüne. Etrafta koşuşturan insanlar vardı. Yanında ayakta duran adam onun ardından kendi bardağını içip nazikçe masaya bıraktı. "Küçükken kendi etrafımda dönüp sonra durduğumda oluşan baş dönmesini dahi sevmezdim. İlk içkimde nasıl dönmüştü anlatamam, o zamandan sonra çok içtim tabii. Geçti o baş dönmesi bayağı. Başımın dönmesini hiç ama hiç sevmem ben.." Birer şat daha içtiler birlikte. Çevredeki insanlar harıl harıl bir şeylerle uğraşıyorlardı. "Aşık olduğun kız ilk kez elimi tuttuğunda dönmüştü başım. Daha öncesinde yanağıma konan ebeveyn şefkati değil de saf sevgi taşıyan ilk öpücükte dönmüştü biraz da. İlk öpüşmemde dizlerim çözülmüştü zaten." Güldü ve bir şat daha içtiler. Bir şey söylemeden bardağa baktı biraz daha. Tekrar doldurdu, tekrar içtiler. Sonra bir kez daha ve bir kez daha.. "Başım.. Başımın dönmesini hiç sevemedim ben. Mutluluktan başın dönmesi deyimini bile kullanmadım hiç. Lunaparklardaki dönen garip oyuncaklardan hep nefret ettim mesela. Korktuğumda başım dönmedi hiç, gençliğimde en büyük korkularımdan biri çevremdeki pek çok büyüğümdeki tansiyon hastalığına kapılıp o ani baş dönmelerini yaşamaktı mesela. Korkacak başka şeyim yoktu sanki.. Ne garip değil mi?" bardaklarını tekrar doldurdu ve tekrar içtiler. Etraf biraz sakinleşmiş gibiydi. Herkes bir şeylere odaklanmıştı artık. Bir süre daha içtiler birlikte, bir şişe boşaldı ve diğeri geldi. Belki arada başka bir şişe daha geçmişti ama kim bilir. Bir kaç defa daha tekrarladı başının dönmesine ve midesinin bulanmasına olan nefretini. Arada bir şeyler söyleyesi geldi, dili dönmedi. "Son zamanlarda çok dönmeye başlamıştı başım. Ben başım dönüyor dedikçe şaşırırdı arkadaşlarım. E bilirlerdi benim ne düşündüğümü baş dönmesi hakkında. İçerken bile dönmezdi benim başım, en sarhoş olduğum anda bile düz yürürdüm ben. Şimdi yürü desen bilmem ne olur tabii.." Birer tane daha içtiler. "Sonra çıktı bu hastalık davası işte. Ne üzülmüşlerdi. Ağladık kimisiyle uzun uzun. Korktum ben, başım döndü. En çok yalnızken döndü başım, en çok yalnızken korktum çünkü." Birer tane daha içtiler. İyi görünmüyordu artık adam. Bir tane daha doldurdu, bu sefer sadece kendine. Bardağı kaldırıp kokladı, sonra ışığa tutup baktı. Yansımalarda geçmişini gördü. Bardağı yerine koydu, biraz sallandı. Tam düşecekti ki yanındakinin cılız kolu girdi koluna ve tuttu onu. Ölüm'ün suratına baktı ve "Tamam, pes. Sen bu sıkıntıyla benden evvel alkolik olmuşsundur diye düşünememiştim zaten o an. Götür artık beni." dedi. Ölüm ameliyat masasında duran şişe ve bardakları yanındaki çantaya attı. Yokoldu çantaya düşerken hepsi. Adamın koluna girmiş ameliyathanenin kapısının ardındanki karanlığa giderken geriden tiz, düz bir ses yükseldi. O hep koşuşturanlardan biri "Hastanın ölüm saati.." diye bir cümleye başlarken, geride yatan bedenine baktı adam. En azından artık sallanmıyordu. Sonrası sadece karanlık..

3.12.11

kipat günü

Altın günü olayını çözmeye çalışıyorum bir iki gündür. Eskiden evlerde toplanıp herkesin birbirine "kim daha hamarat"ı kanıtlamaya çalıştığı, kızlarını diğer kadınlara göstermek için her şeyi abarttıkça abarttıkları, para ya da benzeri şeyler toplayıp her seferinde başka birine verdikleri, gelenekselleştirilmeye çalışılan etkinlikler. Düşününce muhtemelen hayatta ve ekonomik özgürlükte geride bırakılmış kadının kendine bir sosyalleşme, kendini gösterme ve bir miktar kazanç elde etme yolu gibi de düşünülebilir belki. Sonuçta o düzen içerisinde her seferinde küçük küçük harcamalar yapılarak bir seferde ele yüklü bir miktar geçmekte falan filan. Aslında yararlı olabilirmiş bir açıdan ama bunu dedikodu, birbirlerini çekiştirme hatta hava atma gibi şeylerde kullanan sevgili insanlar en sonunda sıkılıp olguyu olduğu gibi dejenere etti sanırım. Artık kafelerde, restorantlarda hatta alışveriş merkezlerinde toplandıklarını görüyor, duyuyoruz. Belki ve hatta umarım eğleniyorlar, bir şeyler kazanıyorlardır bununla. Onlara mutluluklar dilerim eylemleriyle..

Konum bu değildi aslında, düşününce maddi anlamda insanların oldukça işine yarıyor olmalı bu durum. Sosyal getirisi de var tabii. Bu konsepti biraz daha değiştirebilir miyiz diye düşünüyorum işte şu iki gündür. Örneğin bir kitap günü düzenlemek gibi. Tutup insanlar birbirlerine kocaman kitaplar alsınlar değil ama öykü kitapları, kısa romanlar falan; insanların bilmediği ya da bilmesinin oldukça zor olduğu pek çok küçük kitap var piyasada. Ünlü olmayı pek başaramamış bu güzel kitaplar ancak şans eseri ellerine geçebiliyor insanların. Üstelik nispeten ucuzlar da. (Okumak istediğim kitapların bazıları çok pahalı bence..) Birinci el, ikinci el fark etmez. Dört beş kişi, ayda bir toplansa. Herkes bir kitap alsa ve birine hediye etse, o kişi her ay değişse. Her ay bir küçük kitap almak üzerinden dört beş ayda bir, dört beş kitabımız olur üstelik insanlar ellerindeki kitapları değiştirerek çok daha fazla şey okumuş ya da görmüş olabilirler. İstedikleri ama almaya üşendikleri(var böyle kitaplarım benim) kitapları alır ya da hediye edilirler mesela. Aldığınız kitap, kitabı verdiğiniz kişide zaten varsa o da kendisinden sonrakine verir kitabı bir sonraki buluşmada.
Sadece kitap alışverişi değil tabii, eline geçen onca kitabı düşünürsen sadece kitap muhabbeti yapabilirsin bir gün boyunca. Hatta okuduğun bir kitabı vermen şeklinde bile yapabilirsin bu durumu, böylece verdiğin kitabı tanıtabilirsin veyahut verirken için gitmez.(benim oluyor bazen, evet. tamam, biraz bencilim.) 

Neyse, fikrim geldi böyle. Kitap günü istiyorum ben. Kahvecide toplanıp kitap alıp verip kahve ve kitap sohbeti yapmak istiyorum. Fal da bakarım gerekirse. İnsanlara danışmalı ne derler böyle bir fikre diye..

Saçmalamalarımı dinlediğiniz için teşekkürler~