27.11.11

'ben'siz benlikler

içeri girip röportaj yapmaya başladık benliklerle, sorumuz basitti; "insanlar, onlardan beklediklerimiz ve onların bunlardan anladıkları" aldığımız cevaplar:
-kanatlarım olmasını istedim onun ama beni uçursun diye değil, kucaklayabilsin diye
-onu tutmak istediğimi söyleyince kendini bir kuş gibi gördü, bir kafesten korktu. tutmak ile yakalamak bu kadar mı yakın ki?..
-onlara, onları anladığımı söylediğimde bunu neden onlarla aynı fikirde olmak olarak kabul etmekte ısrar ederler ki?
-sıkıldığımı söylediğimde üzerine alınan insanlar gerçekten sıkıcı sanırım
-gülümsediklerinde daha konuşulabilir oluyor insanlar
-düşüncesizce yapılan şeyler iyi arkadaşlarla yapılmalıdır çünkü ikiniz de hem kendinize hem de diğerine dikkat edeceksinizdir. ayrıca bu şekilde çok daha eğlencelidir. kendinizden daha az değer verdiğiniz ya da daha çok değer verdiğiniz biriyle spontane bir macerada hep birilerinin mutsuz olma ihtimali vardır. iyi bir arkadaşınızla birlikte mutsuz olmaksa telafi edilebilir bir şeydir.
-rüya görmeyi seven insanları anlayamam ben zaten
-benden önceki adamı anlamadım ben
-hepimizin bildiği ama bazımızın bildiğini bilmediği bir şey var ki beklemek çok sıkıcıdır ama hepimiz bunu yaparız, bolca, hatta hep. insanları beklemek, zamanı beklemek, sözcükleri beklemek, bakışları beklemek, hamleleri beklemek, bilgisayarı beklemek, hareketleri beklemek, hisleri beklemek, sıkılmayı beklemek, beklenmeyi beklemek, beklemek ve beklemek. hatta şu anda muhtemelen olduğu gibi; bitmesini beklemek.
röportajımızın sonuna geldik, katılan tüm benliklere teşekkür ederiz.

25.11.11

okunmamak için yazılmış ben dolu yazı

çok zamandır yazasım var, konularım var ama bir şekilde sıralanmıyor harfler ekrana. kendimi yazı yazmaya ikna edemiyorum nedense. öykülerimin karakterleri cephe aldılar bana zaten unuttum onları diye ama bilmiyorlar ki bulamıyorum onları ben? zihnimdeki boşlukla baş başayım ben onlarsa kalelerde, şatolarda saklanıyorlar. o kale nerede? kalenin üzerinde olduğu dağ nerede? burada toprak bile yok, sadece hiç var nedense.

moral bozucu ve sıkıcıyım değil mi? zaten çok konuşan halimden hoşlanmıyor olabilirim şu sıralar, neyse; çok ben oldu burası..



üç dört saat sonra istanbul yoluna düşüyorum. istanbul lanetli bir şehir benim gözümde. her gidişim felaket açtı başıma türlü türlü ya da üzüldüğüm çoğu şeyin bir ucu var o şehirde her nasılsa. korkutuyor, üzüyor ve sinirlendiriyor beni. ne kadar fazla gücü varmış üzerimde bir şehrin?.. izmir sönük geliyor istanbul yanında bana hep. istanbullaşma çabası sezdiriyor bazen. insanlar unutmuş sanırım izmir'in kendi havasını. bolca alerji ilacı, ağrı kesici ile yola çıkacak, kafein ve şeker desteği ile kendimi hayatta tutmaya çalışacağım önümüzdeki yirmi dört saat boyunca. bir ihtimal dönebilirim pazar sabahına ama kim bilir, zamanın neler çıkaracağına bağlı önümüze.


kon-takt var istanbul'da, kocaman frp ve alt kültür etkinliği. yarın itü eski kütüphane'de. beklerim gelenleri, hatta bana tatlı veyahut kahve alırsanız oynattığım oyuna sizinle ilgili bir npc falan ekleyebilirim. olmadı oturup ne kadar kötü ve gereksiz bir blogum olduğundan bahsedebiliriz. çok sıkılıyorum ben, evet.


korkunç tatlı krizim geri döndü şu aralar. insanlardan tatlı istiyorum hatta o kadar çok istiyorum ki insanlar tatlıya karşı zaafım olduğunu düşünüp bununla dalga geçiyor. işin ironik kısmıysa tatlı alan kimsenin olmaması. daha önce bunu yaptığımda asıl amaç insanların tatlı yapmasıydı. yani bir emek harcamasıydı bir amaç uğruna ki, çok az kişi yaptı.. yapanlara minnettarım, onlar benim hakkımda ne düşünür bilmem tabii. bana tatlı sözü olan insanların sayısıysa oldukça yüksek. tatlı ve kahve sözlerini nakit olarak ödese insanlar ev alabilirdim ben bence ya da pastahane falan açabilirdim. eski blogumda bir liste vardı tatlı yapılması karşılığında yapabileceklerimle ilgili, bir ara yenisini hazırlamalıyım sanırım. üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olacaklar ama olsun.


bu yazı çok ben oldu değil mi? size ne aslında benden? bilemiyorum, sadece bir yerlere yazmak istedim sanırım. insanlarla konuşmak çok zor, ne anladıklarını kestiremiyorsunuz tıpkı ne anlamadıklarını kestiremediğiniz gibi. çoğunlukla anlamıyormuş gibi duruyorlar zaten bu da onlara anlatmayı gittikçe güçleştiriyor. anlıyor musunuz? bence anladınız.
insanlar anlasın diye basit konuşmaktan zihnimi boşaltmışım gibi geliyor artık. kendimce konuşabileceğim parmakla sayılacak insanlarla ise yollarım ayrıldı bir şekilde. ardlarından hüzünleniyorum sıkça şu aralar. umarım onlar aynısını yapmıyordur, çok sıkıcı olurdu o zaman her şey. 


daha söyleyecek neyim var? oyunum tam hazırlanamadı ama garip şeyler hazırladım. a2 boyutlarında bir sosaria(ultima online'nin geçtiği yer) haritam var mesela. oynadığım zamanlardaki anılarımı depreştiriyor.


neyse, şimdi gidip hazırlanıp evden çıkmalıyım. istanbul beni bekler. umarım biraz ilham ile dönerim.
eskiden ilham perileri vardı, artık yok. keşke yine olsa..bazen o kadar çok özlüyorum ki.. o kadar saçma işte..

20.11.11

kısa kısa not not 6

-Gürültünün tadı çok kötü. Mağazalarda çalan garip müzikler, insanların birbirlerini dinlemeden konuşmaları, sarf edilen gereksiz sözcükler ve saire.. Zihinde çok kötü bir tat bırakıyorlar gün boyunca. Bulandırıyor, ağrıtıyor, döndürüyorlar.
-Bazı olgu ve gerçekleri yok saymak için yeni bir yöntem geliştirdim. Onları birer illüzyon kabul edip sonra da artlarında başka bir gerçeklik arıyorum ki çoğunlukla çıkıyor. Böyle daha rahat oluyor bazı şeylere bakmak.
-İnsanlara nasıl düşündüğünü anlatmaya çalışmaktan zoru yok sanırım. Ne düşündüğünü bir şekilde biraz anlayabiliyorlar ama nasıl düşündüğünü kavramakta zorlanıyorlar. Sonuçta onlardan farklı düşünüyorsun, nasıl yapabilirsin ki bunu? Nasıl var olabilir ki böyle bir şey? Değil mi?.. Çok ayıp..
-Maça ası koleksiyonu yapmak istiyorum.
-Kendimi düzgün bir şeyler yazmaya ikna edemeyişimi çözmeye çalışıyorum ama nafile gibi.
-Dünyaya olduğu gibi baktığında renkleri soluk görüyorsan mutsuz ya da düşsüzsündür o anda. Düş kurmaya, gülümsemeye ihtiyacın vardır en yakın zamanda. Belki mut depoların boşalmıştır, belki de yeterince müzik yoktur zihninde, belki sadece perşembedir ama olsun; bir şeyleri değiştirmek gerekir. Örneğin düşlerle görmek gerekir hayatı, ancak böyle renklenir çünkü. Düş dediysem öyle pembe panjurlu malikanelerden bahsetmiyorum bu arada. İnsanların düşleri çok farklı; imkansız olduklarına inandıkları gerçekliklerini düşünerek düş kurduklarını sayıyorlar nedense. İmkansız olduğuna inanarak zaten baştan düş değil kabus ediyorlar düşüncelerini. Düşünceler de düşler de garip ama değil mi? Asıl gerçek renklerdir belki de. Benim için tüm renkler kelime, bir başkası için nota, bir başkası için ton, bir başkası için ışık.. Tütsü dumanında beliren gülümseyen surattır bence düş..
-Düş kapanını biraz daha farklı bir şekilde örer ve kullanırsak ilham perisi yakalamak için kullanabilir miyiz ki? Kafeslenmiş bir ilham perisi yine de ilham verir mi ki bizlere? Yoksa onlar özgür, kıskanç ve riyakarken mi daha başarılılar işlerinde? Belki de ben hep yanlış perileri düşlemişimdir sadece. Aslında iyidir onlar.. Bilemedim..
-Uzun zaman önce deniz kıyısındaki bir kamp alanında dolaşırken kıyıya vurmuş, küçük pet şişelerden yapılma bir gemi görmüştüm. Büyüklüğü, görünüşü zaman aşımına uğramışlıktan sadece o anki düşlerime göre değişen o gemiye dair hatırladığım en net şey hayran kaldığımdır. Bir süre sonra her gün en az bir iki şişe su aldığımı ve o şişelerin boş ya da yarı dolu şekilde benimle eve döndüğünü fark edince onları biriktirmeye başlamıştım. Evet, hayalim küçük bir gemi yapıp yüzdürmekti. Sonra denizin bundan ne kadar mutlu olacağını kestirememekten, bunun onu kirletip kirletmeyeceğini kestirememekten ve biraz da üşenmekten öyle bıraktım onları bir köşede. Dün hepsini attım kapaklarını ayırıp şu yardım şeysi için vermek amacıyla. Eskiden daha kalın plastikten yapılıyorlarmış, onu gördüm. Onları sakladığım kolinin dibine yaklaştıkça zamanda daha da geriye gittim. Her şişe ayrı bir anıdan ayrı bir an gösterdi bana. İşimi bitirip onları çıkardığımda odam biraz daha gençleşmişti geçmişinin bir kısmının atılmasından dolayı. Geçmişimiz tamamen gitse, daha genç hisseder miyiz kendimizi? 
-Bir kalem alıp tüm dünyayı kelimeler ve şekillerle doldurmak istiyorum. Renkli olabilir kalemler, fark etmez. İsteyince silinsinler, yeter..
-Post-Rock güzel şey.
-

14.11.11

Antigonish

Yesterday, upon the stair,
I met a man who wasn’t there
He wasn’t there again today
I wish, I wish he’d go away...

When I came home last night at three
The man was waiting there for me
But when I looked around the hall
I couldn’t see him there at all!
Go away, go away, don’t you come back any more!
Go away, go away, and please don’t slam the door... (slam!)

Last night I saw upon the stair
A little man who wasn’t there
He wasn’t there again today
Oh, how I wish he’d go away



ben bazen şarkılara, şiirlere, yazılara, sözlere, kavramlara, cümlelere, kelimelere aşık olurum.. bir iki uykuya geçer o da, ne onlar üzülür ne de ben.
ben bazen insanların cansız, soyut dediği şeyleri insanlardan daha çok severim işte. zarar vermeyiz birbirimize, gözlerimi kapatınca da ya onlar gider ya da ben.
ben bazen hiç sevmem insanları, tıpkı bazen çok sevdiğim gibi.
bazen ben sadece konuşurum, hiç bir şey anlatmak istemeden. çünkü bazı anlarda anlam, anlayandan kaynaklıdır. anlatan bazen masumdur.. özellikle düşünmeyebildiğini itiraf edebiliyorsa.