2.10.11

toz olup uçmayı düşle-me

Sabahın ilk ışıklarının kaçırdığı karanlığın gidişiyle birlikte nöbetinin bittiğine karar verip, her zamanki gibi yerine çekilen aya selam maiyetinde bir bakış attı. Ayın selamını bir göz kırpmasıyla karşılamasının ne kadar değişik ve ürkütücü olabileceğini düşündü çocukken aya her bakışında gördüğü o çehreyi yine seçmeye çalışırken. Sabah ayazı güneş tarafından anca bozguna uğratılmış olacak ki hava geç kalmıştı ısınmakta. Zaten dünya da tüm gürültüsüyle dönmeye devam ediyordu umursamazca. Üzerinde yürüdüğü yolun altında eskiden ne olduğunu düşündü, bulamadı. Dünyanın kendisine tüm bunların yapılmasıyla ilgili ne düşünüyor olabileceği hakkında kafa patlattı biraz. Sonra bir gazeteci olarak düşledi kendini, Gaia ile röportaj yaparken. Yeşil saçlar, kahverengimsi bir ten.. Hem normal hem de çok aykırı görünen bir kadın olarak canlandı kafasında o. Anne şefkatiyle kendisine baktığını düşledi. Sonra düşüncelerden vazgeçti, zaten gazeteci de değildi. Düşlerini buruşturup bir kenara attı belki sokak kedileri oynar diye ve durdu. Kaybolmuşluk hissini dağıtmak için nereye gitmesi gerektiğini bulmaya çalıştı. Gözlerini kapatıp en yakın kütüphane, kitapçı ya da sahafın yerini hatırlamaya çalıştı. Bir tane buldu ve adımlarının yönünü o tarafa çevirip hızla yürümeye devam etti. Bu sefer bir şey düşünmüyordu sokaktaki diğer insanlara uyum sağlamış gibi hissetmek için.

Dükkana girince, girişte oturup uykulu uykulu çayını yudumlayan adama başıyla selam verdi. Adam kafasını, bir anlık irkilmeyle salladı ama hızla tepkisini aldığı selamın karşılığına çevirdi. Elini dayadığı çenesi, kafasının ağırlığı altında eziliyordu. Kim bilir o kadar ağır neyle doluydu kafası. Bir anlık güçle ağzını açıp sabahın köründeki bu misafirinin ne aradığını sorma amaçlı bir şeyler söylemeye yeltendi ama neyse ki klasik ve tüm sorunları çözen "Hiç, sadece bakınıyorum." cevabının sihirli etkisine direnemeyip eski uyuklayan haline döndü. Dükkan sahibi tarafından azat edilmiş ve eskiyip kenara konulmuş kitaplar krallığında istediği gibi gezme izni almış olmanın verdiği cesaretle gözlerini çalıştırıp hızla kitaplara bakındı. Dükkan sahibinin kendisini izleyip izlemediğini anlamak için kaçamak bir bakış attığında adamın yarım bıraktığı uykusuna bu sefer gözleri tamamen kapalı şekilde geri döndüğünü gördü. Çeşitli kısımlardan özenle bazı kitapları çıkardı ve üst üste dizdi, adamın uyanıp kendisine bakmayı denemesi ihtimaline karşı aralarına bir raf gelecek bir konuma geçti. Yere oturdu ve kitapları üst üste önüne koydu. Biraz içlerine bakındı önce kitapların ve içlerindeki güzel şeyleri gördü; sonra cüzdanının içine baktı ve onlara yetecek parası olmadığını da gördü. Kafasını geriye atıp arkasında kalan rafa baktı. Dini kitaplar diziliydi kafasının üzerinde. Gözlerini kapatıp rastgele bir tanesini çekti. Kitabın adını görmemek için elini üzerine kapattı ve dua etti. Hangi kitap oluşunun dua ettiği kişiyi değiştirmesi olasılığından korktu. Kitabın eski sahibinin iyi ve inançlı oluşunu umdu. Duaların bir işe yaramadığına dair olan düşüncesinden kurtuldu ve mırıldandı: "Sevgili tanrı, varolduğum için özür dilerim."

Dükkan sahibi korkuyla uyandı, hatırlayamadığı bir kabus görmüş gibi hissetti kendini. Elini çayına götürdü, çoktan soğumuştu. Akşam geç yatmasını bahane gösterip kendisine homurdandı. Müşteri o dalmışken çıkmış olmalıydı, içeride kimse gözükmüyordu. Rafların arasında dolaşıp yerde duran kitapları gördü ve etrafı dağınık bıraktığı için arkasından küfretti adamın. Yerde toz vardı biraz, bir ara süpürmeli diye düşünüp kitapları kaldırdı. Kitapların üzerinde de aynı tozun olduğunu fark etmedi o an. Sonra zaten adamı da unuttu. Hem zaten ondan sonrasında adamı herkes unuttu. Zaten adamın hikayesinde iyi hiç bir şey yoktu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder