17.6.11

küfür!

http://www.whosay.com/neilgaiman/photos/38518

uzun zamandır bu kadar küfretmeyi istediğim olmamıştı hiç. kıskançlığımın boyutlarını tahmin edemezsiniz bence. yazım yeteneğimin, beni farklı kılacak bir düzeyde olmadığını düşünmemi geçersek -ki bence hiç yok zaten, göz yoruyorum yalnızca- yine de bu isimlere ulaşma şansımın hiç olmadığını düşünüyorum. en basitinden o ortam yok. mesela o çok kıskandığım neil gaiman, terry pratchett, douglas adams gibi insanlarla tanışmış hatta onları etrafında bulundurmuş. onlardan öğütler almış, onlarla muhabbet etmiş. bu insanların büyük bir kısmı, o zamanlarda da başarılı yazarlar olarak anılıyorlarmış. bilmiyorum çevremdeki insanlardan sanatta başarıya ulaşan olur mu ama -ki umarım olur, bari onlar bir şeyler yapsın- -yine ki her ne kadar uğraşanların sayısının şu anda az olduğunu düşünsem de- şu anda bana yol gösterecek, yardımcı olacak pek kimse yok kitaplarımın dışında. nasıl tanışılır da bilmiyorum böyle insanlarla. çekinirim ben.

hiç biri değil de, le guin gelse çay içsek falan hayatımda en çok istediğim üçüncü şey gerçekleşmiş olurdu. neil amcayı da o listede bir yerlere eklemeliyim sanırım. ben kahve severim ama onlar isterse çay da içerim.

aydaki adam tutulma esnasında ne düşünür?

Melapa;

Duydum ki ayı tutmuşlar geçen gün. Üzüldüm onun için, görmeye gidecektim bulutlar görüşme yasak dediler ben de somurtup vazgeçtim ama sonra kaçtı mı ne yaptıysa göründü bana o tuhaf haliyle. Kan rengi gibi duruyordu ya da şarap rengi ya da gelincikten yansıyan ışığın rengi. Bir an için ürkütücü bir an içinse muhteşem. Anlamadım, ona baktım ve bana bakmasını diledim. Bence bakmadı ama olsun. Ben o haline hem çok sevdim hem çok üzüldüm. Ne ilginç değil mi? Üstüne düşen gölgenin ortasını kapatışıyla aldığı hare şekli, o kırmızılık.. Tarifi zor..

Musluktan akan müziğe ihtiyacımız var, 18. İstanbul Caz Festivali reklamından esindim. Esinlenmedim ama, esindim. Belki orada da öyleydi. İstanbul zaten çok garip bir şehir değil mi?

Konular başlayıp bitiyor kafamda, kelimem yok; sıkıldım çokça. Birileri benim için de sokakları boş bıraksın, yürümek istiyorum serinlik içinde ve boşluktan ürkmeden. Sokakta yalnız kalmak çok zor iş, herkes gidince ürkütücülük geliveriyor. İzin vermiyor yalnızlığa..

evet, fever ray dinledim ben.

evet sıkıldım.

sıktığım için özür dilerim.

13.6.11

kulaklar olmadan düşünce seslerini duymak

Mutlu ve mutsuz, demek ki mut iyi bir şey. Mutumuz bitince mutsuz oluyoruz, mut depoladıkça mutlu oluyoruz. Mut ihtiyacını karşılamanın türlü türlü doğal yolu varken bazen gereksiz derecede fazlaca yapay mut yollarına dalabiliyoruz. Bazen bir şeyin bazen birinin bize olması gerektiğinden fazla mut vermesi için zorlayabiliyoruz. Yakıyoruz, içiyoruz, yutuyoruz falan onu ya da ruhunu yani.

Ummak da beklenti oluyor sanırım. Güzel, mutluluk verici şeyler bekledikçe yeni bir şeye sahip oluyoruz. Garip, tatlı ve sert bir içki misali yeni bir tat: umut. Hangisi 'm'sini kaybetmiş değişiyor olaya göre tabii. Kayıp 'm' çok önemli..

Kelimeler ve cümleler artık sevmiyor zihnimi, kayıveriyorlar içinden toparlanmadan ve yerleşmeden. Çarpıp kırılıyor, dökülüyorlar. Mutum gidiyor onları öyle gördükçe, umduğum bir mut da yok bu konuda artık içimde.

Düşünürken kafamda bir ses dolanıyor, sadece yazarken onun sustuğunu hissedebiliyorum gerçekten. Parmaklarıma yolluyor kendisini, rahat ediyorum belki bu nedenle. Ama şimdi düşündüm de; eğer bu benim zihnimin bir hatası değilse, sağırlar ne duyuyor ya da hissediyorlar zihinlerinde düşünürken?..

ruh suyla temizlense keşke

Bugün insanların ruhlarını gördüm, onların içinde acı çekerken. Açlıktan kıvranan, haykıran ruhlar; zincirlerini çekiştirmekten kanayan ruhlar.. Aralarında kalıp onlarla acı çektim ben de.. Aynaya baktım kendi ruhumu görmek adına ama aynadaki adamla karşılaştım yalnızca. Bana baktı ve güldü aradığım şeyi fark edince. Ruhumuzdan bahsetmedik ve bahsetmeyişimiz bile bize onun olmayışı hakkında bilgi verdi. İnsanların ruhlarına yaptıkları işkenceyi anlattı bana gözleriyle. Gözlerime benzemeyen gözleri var onun. Gözlerimin onun gözlerine benzemesi için çok şey verebilirdim ve gözlerimin onun gözlerine benzemesinden çok korkuyorum.

Dolaşan fikirlerden birini yakalayıp okuduğumda acı çeken ruhlara kendimce bir açıklama getirdim aslında. Onları beslemeyişimiz, hareket etmelerine izin vermeyişimiz onlara bu işkenceyi yapıyor aslında. Ruhumuzu beslemedikçe o acı çekiyor. Onun özgürce hareket etmesine izin vermedikçe zincirleri onu daha da sıkıyor. En kötüsüyse ruhu aç ve zincirli biri farkında olmadan herkesin kendisi gibi olmasını istiyor ve kendisi gibi olanlara özeniyor. Cehennem böyle bir şey sanırım..

Ruhları görmemek adına gözlerimi kapayıp kendimle kalacağım bir yere geçiyorum. Ruhumu hissedemiyorum. Belki aç ve zincirler arasında kıvranıyor, kanıyordur.. Belki çokan ölmüştür.. Belki hiç olmamıştır..