10.3.11

"rn"nin "m"ye benzemediğine o kadar çok direttiler ki biz önce inanmış gibi yaptık sonra da inandık.

hayatın eğlenceli olmadığına ikna edildiğimde küçüktüm. çok kısa sürdü ikna edilmem; çünkü ikna edenler hayatı biliyordu gözümde ya da belki öyle kılıflandırıyorum şimdi, bilmiyorum. her şeyi oyunlaştırmak, eğlenceli hale getirmek, sıkıcı iş ve görevleri bir oyunun zorlu bölümlerindenmişcesine bitirmeye çalışmak vesaire vesaire.. görülmüş, duyulmuş şeyler değil bunlar. sorumluluk denilen şey ciddi ve sıkılarak yapılmalıdır ki ders verici olsunlar değil mi? o işkenceyi, ruhun daralışını, nefesin yetersizliği çekilmeli ki değeri olsun.

bana hayatın gerçeklerini göstermeye çalışanlar hayatlarının gerçeklerinin benimkilerden farklı olduğunu çok geç anladılar. onlar çocuk nedir öğrendiğinde, ben çoktan unutmuştum bile..

zaman geçti, öğrendik herkesin dünyasının farklı olduğunu. başkalarıyla dünyalarımızı yaklaştırdık çeşitli nedenlerde. bazıları çarpıştı, bazıları savaştı, bazılarıyla bir şeyler paylaştı.. bazense dünyaların yakınlaşıp birbirlerine dokundukları yerlerde buluşuldu hani. sonrası garip.. kimi zaman, dünyasına baktığınız kişinin sizi ve dünyanızı değil hala kendi dünyasındaki sizi gördüğünü fark ettiniz.. belki de karşınızdakini ve dünyasını değil, kendi dünyanızdaki onu gördüğünüzü anladınız acıyla..
hepsi üzdü..

dünyamızı özgürce yaratmamıza bile tam olarak izin verilmemişken başkalarının dünyalarıyla başa çıkmaya çalışmak gerçekten çok zor iş..