19.2.11

hepsi bu sizin yapay evreninizin suçu aslında 2

Çantamı hazırladım dedi adam başını hala şaşkın şekilde aynaya bakan ikiliye doğru. Başından sonra vücudunu da geçirdi kapıdan ve odaya girdi sonunda. Üzerine giydiği kapşonlu siyah hırka ve sırtına attığı tek omuzluğu geçirilmiş siyah spor çanta ile aynanın karşısına geçti. "Gidiyorum." dedi tereddütlü bir sesle. "Telefonunu yanına al." dedi kadın düşündükleriyle söyledikleri arasında fark oluşmasın diye çokça çabalıyormuş gibiydi. Adam bu beklemediği sözle ceplerine bakındı, uzun süredir orada durmakta olan telefonunun hala cebinde olduğunu fark edip eliyle cebine vurdu kadına işaret etme amaçlı ama kadının anladığından emin değildi hiç de. Sonunda aynaya odaklandı sadece. Yansımasını gördü, gözlerine baktı. Yüzü gerildi tedirginlikle, yansıma gülümsedi ince bir şekilde. İrkilecekti ama başaramadı, gözlerine takıldı aynadaki yansımasının. Yansıma başıyla selam verdi ona ve kenara çekildi. Yürümeye başlamıştı aynaya doğru. Ayna karardı, boşaldı ve onu yuttu..
Sadece karanlık.
Nisyanın tatlı çağrısı.
Unutmak ve unutulmak.
Hayatın üzerine bir damla sos misali düşler.
Yetersizlik ve yetinmeme.
Boşluk.
Yitiş.
Karanlık.
Hatırlayış ama yarım yamalak..

-Orada mısın?
-Hayır, değilim.
-Nerdesin?
-Emin değilim.
-Neden gittin?
-Dayanamadım. Kurtulmak istedim. Yapabileceğimden emin değildim ama kapı açıldı bir defa ve ben de gittim. Buraya düştüm.
-Nerdesin şimdi? Ne yaptın, ne tarafa gittin?
-Aşağının yukarısındayım ama yukarıda olmak için fazla sağdayım.
-Ne?
-Dünyalar kurdum ve yıktım
Aslında bin yıl yaşlandım
Daha dün doğdum
Geçen gün seni rüyamda gördüm.
-Anlamıyorum!
-Anlamamalısın zaten çünkü anlaşılmak için değil bu! Anlaşılmaması için sadece, bu nedenle ölüyoruz!
-Kaçtığın yerden farkı ne kaldı?
-Kendime yeni bir gerçek yarattım ve onu yıktım. Sonra tekrar yapıp yıktım ve tekrar ve tekrar.. En son yaratmaktan vazgeçip anılarıma dalıyordum ki birer ufak hatırlayışla yaralandım. Tüm o zayıflığımın ortasında yaratımlarımın kırıkları birleşip gerçellendi. Şimdi nerede olduğumu bilmiyorum. Buraları ben yaratmıştım ama aslında ben yaratmadım. Kendimi hatırlamakta zorlanıyorum..
-Adını bağıramıyorum.
-Çünkü o ismi gelirken gerimde bıraktım.
-Görüntünü kafamda canlandıramıyorum!
-Çünkü o beni defalarca değiştirip yeniden yarattım.
-Ne yapacağım?
-Geri dön.
-Hayır. Hareket edemiyorum.
-Ben gidiyorum, yoruldum.
-Dur! Neredesin, onu söyle!
-Kayboldum, bilmiyorum. Görmüyorum. Yanında değilim, sadece sesim yanında. Nasıl, bilmiyorum.
-Nasıl yürüyebilirim?
-Karanlık yutmuş seni, ışık bul bir yerlerden; gider o. Aynakapı arkanda olsa gerek.

Adam cebinden telefonunu çıkardı ve tuş kilidini açtı. Telefonun ışığında dar, rutubetli ve çıkmaz bir ara sokağın pis kokulu zemininde durduğunu fark etti. Arkasında duran aynadaki adam ona göz kırptı, gülümsedi ve tekrar onunla aynı hale geldi. Evde bıraktığı arkadaşlarından rehberde adı en yukarıda olanı seçip ona "Sanırım biraz geç kalacağım" diye mesaj attı, yürümeye başladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder