19.2.11

hepsi bu sizin yapay evreninizin suçu aslında

"Yeter!" diye bağırdı tüm gücüyle. "Yeter!" dedi bağırarak ve daha da uzatarak tekrardan. Sokakta insanlar ona bakıyordu şaşkınlık ve korkuyla. Ana yoldan bir iki sokak içerideydi şimdilik. Etrafta küçük dükkanlar, tamirciler ve benzerleri dükkanlarından kafayı uzatıp baktılar sesin geldiği yöne. Balkonda oturan kadınlar ayıpladılar birbirlerine bakıp cıkcıklayarak, geç kaldığı için henüz onlara katılamamış diğer yoldaki kadınlar da içerinden ayıplayıp daha sonra cıkcıklamak için bu düşünceyi bir yerlerine kaldırdılar zihinlerinin. Öfke onun içinde bir patlamaydı ama, etrafa yayılması gerekiyordu bir volkan gibi ama bir insandan bir diğerine duygu geçişi hiç bir zaman kolay olamamıştı dünyada ne yazık ki. Evinin olduğu apartmanın kapısına gelip anahtarı çıkarmadan önce tekmeledi kapıyı, açıktı kapı neyse ki de aralandı biraz. İttirerek duvara çarpmak istedi onu ama fazla ağırdı kapı. Gücünü sarfedip boşaltmayı denedi ama o gürültünün yokluğu istediği etkiyi yaratmadı. Koşar adım çıktı merdiveleri, üçüncü kata geldi. Bir adam açtı kapıyı, kahverengimsi kızıl kıvırcık saçları vardı adamın. Üzerindeyse "ben bazen kusarım" yazan yeşil bir tişört ve mavi bir kot pantolon. Bakışlarının kilitlendiği o ilk anda adam gördüğü gözlerdeki dikkatini dağıtan o henüz anlamlandıramadığı parıltıyla irkilip son anda kenara çekildi ve onun gazabından ve az önce tatmin edemediği kapı çarpma arzusundan sıyrıldı. Evin kapısı gürültü ve hızla duvara çarpıp daha önceden sürtünüp aşındırdığı duvarla aynı renkte minik bir girinti oluşturdu. Toz döküldü biraz yere. Adam onun holü aşıp oturma odasına geçişini ve ardında bıraktığı öfkesinin oluşturabileceği alevleri izledi. Salona girip homurdanarak anlamsız bir şeyler söyledi önce içerdeki insanlara. "Ben! Onlar! Her yerdeler! Bir sürü şey! yapıyorlar önce, sonra! Üf! Öyle! Çok aptal o! Zaten o diğeri! Aaah!" diye tekrar bağırındı volta atarken odada. İki duvarı perdeleri açılmış, çıplak şekilde dışarı bakan pencerelerle kaplı odada oraya buraya atışmış altı yedi büyük minderden birinde omuz omuza dayanmış oturan kadın ve adamın korkmuş, şaşkın bakışları onu ıskalarken o bağırışına devam ediyordu bir yandan da. Dış kapıyı kapatıp içeri giren adam o bağırışın içinde önce gidip kenarda müzik çalan bilgisayarın hoparlörünü kapadı sonra uzaktan onun omuzlarını tutarmış gibi ellerini hafifçe aralayıp, irileşmiş gözlerle "Sakin ol ve anlat." dedi. Sessiz ve gergin bir bakışma daha yaşandı bir anlığına. Sonra daha az bağıran ama daha fazla öfkeli bir ses tonuyla konuşmaya başladı: "İnsanlar! Her yerdeler! Her şeyi mahvediyorlar! Bizleri de mahvediyorlar! Her şeye el atıyorlar! Her yerde onların yaptıkları bir şeyler ve sonuçları var! Pisler! Bizi de pisletiyorlar! Tamam, kabul. Biz de insanız. Bizi geçtim hadi, ben de insanım! Ama şu hayatta kendime bile katlanamayabileceğim kadar sinirlendirilebildiğime göre onlar tarafından aramızda bir fark var! Onlar yaptıklarıyla mutlular! Sindirilmeleriyle, kısıtlanmalarıyla mutlular! Yaşamlarıyla mutlular! Anlamsızlıklarıyla mutlular! Ben!.. Ben!.." Nefesi kesildi önce, bir an tüm öfkesi geçip yerini hüzne ve ağlamaya bırakacak gibi göründü ama başını dikleştirdi. Odadakilere bakıp kararlı bir şekilde ayağını yere vurdu. "Bu kadar! Gidiyorum ben!" Topuklarının üzerinde dönüp duvarda asılı boy aynasına doğru yürüdü. İlk adımında yansımasıyla karşılaştı, ikincide yansıma kayboldu, üçüncüde odanın göünümü yerini simsiyah parlak bir camımsı şeye bıraktı, dördüncüde siyahlık parlaklıktan çıktı ve zift karası, koyu bir renk aldı, beşinciden aynayla buluştu ve altıncıda gözden kayboldu.. Bir anlığına, saliseden bile kısa bir anlığına, tam o geçiş anında tüm sesler sustu, düşünceler kayboldu. Sonra her şey geri döndü. Odada kalan üç kişi birbirlerine ve eski haline dönmesini bekledikleri aynaya baktılar sadece. Ayna değişip eskisine benzedi ama kimse eski haline dönüştüğüne inanmadı. Odanın içinde oluşmaya korkan seslerin isyanına kadın öncülük etti önce "Az önce ne oldu?" diyerek titreyen sesiyle. Adam yanıtladı havada asılı kalan soruyu "Sanırım az önce gerçekliğin bağlarından biri koptu." dedi ezbere yanıt verirmiş gibi. Diğer adam tişörtündeki baskı yazının kenarını tırnakladı, parmağında kalan küçük baskı malzemesi parçalarına üfleyip mırıldandı diğer ikiliye doğru "Sanırım bir çanta hazırlamam gerekiyor artık. Geliyor musunuz?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder