6.1.11

dünhafta ben gezdim belki mesela

Altı gün, bir adet yıl değişim günü, sabahlamaca, gezinmece falan derken yaşamın kafamıza attığı tuğlaları ve bu tuğlaların atılışlarını düşünüp ağır çekimlerini gözden geçirirken tuğlanın her türlü ayrıntısını ezberleme.. Dağıldı cümle. Son altı günüm, plan yapmanın ne kadar anlamsız olduğunu gösterirken bir yandan da bir planın olmasının ne derece önemli olduğunu vurdu yüzüme. Tokadın izi hala burada. Bakın yüzüme, altı adet parmağın kızarıklığı var işte. Yapılan hiç bir planın tam olarak gerçekleşememesi, ironinin peşimi bırakmayan halleri hayatımın gidişatının bulunduğu yolun arnavut kaldırımlarını söküp söküp kafama atışı falan derken çok yararlı bir hafta geçirdim. İşin en ilginç kısmı, çok da mutluydum aslında. Seneler sonra ilk defa yılbaşına huzurlu girdim, zihnim gülümsüyordu o anda nesnel olmayan dudakları kulaklarını aşacak kadar çok. Uykuyu sevdim iki ya da üç saatliğine bile olsa. Belki de ilk defa acımadım uyuduğum o saatlere. Kısaydılar ama olsun. White chocolate mocha likörü diye bir şeyin evrenin dengesini sarsmadan varolabileceğini de gördüm ama tadına bakamadım henüz. Kesin kötüdür tadı yoksa bir terslik olmalı dünyada. Evet evet..

İzmir'e, sevdiğim şehre dönüşümle düşünmeye başladım ben de. Madem yeni seneye girdik, yeni bir şeyler gerek. Mesela sanırım yeni insanlarla tanışmaya ihtiyacım var. Adnan Yalçınlar'ı aramaya devam edebilirim mesela. Aslında hepsinin özü farklı, sığlaştığım son bir iki seneden sonra kendimi geliştirmeye ihtiyacım var. Daha fazla okumaya, daha fazla dinlemeye, daha fazla konuşmaya, birlikte olmamın bana bir şeyler katabileceği ya da bir şeyler katabileceğim insanlarla görüşmeye, daha fazla ve -her ne kadar bu kelimeyi böyle kullanmayı sevmesem de sanırım istediğim anlamı veren tek kelime bu- kaliteli şekilde eğlenmeye, dinlenmeye, bir şeyler yapmaya ihtiyacım var. Sanırım yeni insanlarla tanışmalıyım. Zaten eskilerden de çevremde oldukça az miktarda kalacakları şekilde uzaklaştım gibi. Ne kadar depresif bir tablo çizdim değil mi? Değil. Gerçek. Depresif de değil bence bu, yalnızca yalın gerçek.

Ankara çok garip şehir. Hiç sevmem kendisini aslında. Soğuk bir kere. Normal şartlarda düzgün ve tek parça olarak hayatta kalabilmek için efor sarfederken ben bir de soğuk havada daha da zorlanıyorum yaşama devam etmekte. Kapalı yerde sigara yasağı geçmiyor sanki Kızılay'daki kafe ve barlarda zaten. İnsanlar çok çeşitli. İyisi kötüsü. Hepsinden vazgeçtim de, bir sürü kitapçı var ya.. Bir sürü.. Çok kitap var. Tanıştığım, tanıdığım herkes çok okuyor sanki. Yetişemiyorum onlara zaten ki ben az okuyan bir insanımdır zaten. Yüzüme vuruluyor bu. Bir süre yaşamak isterdim sanırım. Özellikle şu aralar çok istiyorum bunu aslında ama siz bunu çaktırmayın.

Çok ben dolu bir yazı oldu değil mi? Halbuki size ne tüm bunlardan. Ben susayım da İzmir'e tekrar alışmanın yollarını arayayım. Gittikçe daha boş ve sıkıcı görünüyor bana nedense..

4 yorum:

  1. Nedense diye düşünmene gerek yok, çünkü zaten boş ve sıkıcı bi şehir. ^^

    YanıtlaSil
  2. aslında garip bu konu. çok sevdiğim yerlere sahip izmir. asansör, kızlarağası hanı, kemeraltı'nın yalnızca kaybolduğumda bulabildiğim bazı sokakları falan. özel yerler. ama yine de boş ve sıkıcı bu şehir. sıkıcı olan şehir, içi güzel aslında. çok abuk. çok garip.
    sonuçta bir mekanın güzelliğini tamamlayan düşünceler belki de. mekanın kendisinin güzel olması yetemiyor, orayı düşüncelerle doldurmak gerekiyor. yetemiyorum kendime sanırım şimdilik.
    bir iş ya da hobi edinmeliyim sanırım ben. evet evet.

    YanıtlaSil
  3. Evet bunlar benim de yapmam gereken şeyler, fazla boşlaştım son zamanlarda, akabinde tabi yine yeniden can sıkıntısı. Umarım bulursun istediğin gibi bişeyler. (:

    YanıtlaSil
  4. Yok yok. İzmir candır, sevgilidir, her şeydir. Öyle demeyin.

    Onu daha çok anlamlandıracak olanlar uzaktadır belki de

    YanıtlaSil