29.10.10

Yarım gün gezisi

Şehrin tozlu ve kirli havasını soludu olduğu yerde durup. Havanın burnundan dolup içindeki tozları akciğerlerine taşıyışı ve kalbine dolduruşunu hayal etmeye çalıştı, nefes alış süresi yetmediği için yarısında vazgeçti. İnsanlara baktı. Ayakları, surat ifadeleri, elleri, duruşları, kıyafetleri, soldan geçen şu çekici şey. Aman, çekici şey yok; uslu dursun hormonlar. Dudaklarının hareket ettiğini hissetti. Yürüyüp geçmeye alışmış insanların arasında aykırıca durarak zaten fazlasıyla dikkat çektiğinden üzerine bir de son düşüncesini sesli söyleyip söylemediğine tam olarak karar veremedi ve başını eğip hızlı adımlarla yürüyüp olay mahalini terk etmeye karar verdi. Az önce bir tabuyu yaralamıştı. Yollarda yürünür, durulmaz. Suçlu hissediyordu. Suçunu kabul etti, bir ısırık aldı. Tadı ekşi şekerler gibiydi.

Sağ ayağıyla mı yoksa sol ayağıyla mı başladığını hatırlayamadığı yürüyüşüne, yanlızlıktan sıkılıp ağzına takılmayı seçmiş şarkıyla devam etti ara sokaklardan bir sonraki kalabalık sokağa çıkmaya çalışırken. Şarkıya bu ilişkinin yürümeyeceğini anlatmaya çalıştı zihninde ama şarkı, sözlerindeki ısrarı kişiliğine de yansıtmış olmalı ki istemsizce mırıldandırtmaya devam etti kendini. Dudaklar belki de memnundu halinden. Şarkı, hislerinin temiz ve açık olduğunu belirtti. Zaten dudakların da şimdilik işlevi yoktu. Hem şarkının sevgi dolu öpücük sözcükleri, karşılaşabileceği fiziki bir öpücükten çok daha yakındı belkide. Bu düşünce yığınının arasına bir aralar kendisinin şarkı ve dudakları arasında olan ilişkiye yönelik kıskançlığını ekleyeceğini kafasındaki not almakla yükümlü olduğunu düşündüğü sekretere doğru söyledi. Sekreterin aslında istifa etmiş olduğu gerçeğini kendi zihninde değiştirememesinin nedenleriyle ilgili raporu da aynı sekreterin hazırlaması gerektiğini düşündüğünden, bu olay üzerine aslında düşünmüyordu. Hem düşünmek için fazla şey vardı hala. Mesela troleybüs ne güzel kelime..

Sokakta kendisine doğru yürürken dolgun dudaklarıyla troleybüs diye mırıldanan birinin oluşturacağı abeslik üzerine düşünmeyip suçu yine kendisinin yanından geçip ilerleyen ve beraberinde ağzı açık hormoncuklar bırakan kişiye attıktan sonra telefonunu kontrol etmeyi akıl etti. Aslında tüm düşüncesi attığı suçun çarpması üzerineydi. Telefonun bulutlu sessizliğinden ayıklamaya çalıştığı rakamlarla saati anlamaya çalıştı. Sonra durup gölgesine baktı, göremedi. Gölgeden saat okumayı zaten hiç becerememişti.

Durdu, yolun kenarına yaklaştı, elini kaldırdı, taksinin biri yanaşıp durdu. Eteğinin ucunu taksinin kapısına sıkıştırmak suretiyle bindikten sonra "Eve" dedi ağzından refleksif ev yerine çıkan özet halindeki adresin ayrıntılarına dikkat etmeden. Araba giderken düşünceleri ve günün tüm şimdiki zamanı geride kaldı. Çantasına doldurduğu di'li geçmiş zamanlarla günü tamamladı.

mesela belki ana karakter kadındı, belki mekan izmir'di, istanbul'du, venedik idi, belki kadının saçları renksizdi, belki saçının rengi sesinin rengiydi, belki sesi karakteristik bir renkteydi, belki de ana karakter kadın değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder