19.10.10

dolaşmaca

-Başım ağrıyor.
-Hala alışamadın mı yoka bundan keyif mi alıyorsun çözemiyorum.
-Çok ağrıyor..
-Onu yok et.
-Gerçek olan tek şey o belkide ama?
-Saçmalıyorsun, ben de dışarıdan geldim.
-Ama dışarı buradan çıktın.
-Burası gerçek değil.
-Burası senin kadar gerçek.
-Ben gerçek değilim.
-Saçmalıyorsun şu anda.
-Canım yanıyor
-Baş ağrını geçirebilirisin, burada her şeyi yapabilirsin. Beni bile yok edebilirsin. Eğer gerçeksem, dışarı atılırım. Buranın bir parçasıysam, yok olur giderim. Ama baş ağrın senin, kendi yaratımın, buranın olmasından daha da yakın sana, senin kontrolünde.
-Olmuyor.
-Denemiyorsun bile, eminim.
-Gerçekliği hatırlatıyor bana o.
-Kontrolsüzlük isteği?
-Hasta hissediyorum.
-Ölmeye mi çalışıyorsun? Tanrısı olduğun bir dünyada ölemezsin, çok saçma.
-Ölmek istersem, ölürüm ama?
-O zaman devam edersin, ölü olarak. Ama değişmez hiç bir şey, emin ol. Hikaye devam eder.
-İlerde bir çardak var, oraya geçelim.
-Şimdi oynamaya başladın sanırım kurallarına göre. Tamam, ilerde bir çardak var artık. Hafif bir esinti ve belki içecek bir şeyler?
-Güneş yakıyor, esintiyse soğuk..
-Oldu olacak kar yağdır?!
-Hala ağrıyor.
-Başının ağrısıyla ilgisiz şeyler yaparak başının ağrısını geçirmeyi deneyemezsin? Bu çok saçma.
-Bence artık her şey siyah. Bitti, oyundan sıkıldım. Hadi çıkalım dışarı.
-Ben gelmiyorum. En azından seninle gelmiyorum bu seferlik. Hoşçakal, tekrar görüşünceye dek.
-Kırıldın mı bana?
-Hayır, yalnızca sıkıldım. Sen git, sonra görüşürüz. Ben de biraz dolşayım, yeni bir şeyler bulurum belki.
-Kesin bulursun. Bol şans.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder