22.8.10

en garde

tanımadığım bir kendimle içki masasındayız yine. içkimiz düşüncelerimizi serbestleştirmemiz, mezemiz düşüncelerimiz. arada bir acıkınca birbirimizin beynini yiyoruz. başımız ağrıyor. tanımıyoruz. tanışmıyoruz. aldırmıyoruz.
-kim olduğuna takılmışlık olduğun kişi olmanı engelleyenlerden midir?
-biri olmaya çalışmak ve kendin olmaya çalışmak arasındaki fark gibi bu sanki.
-sanmak ne garip şey.
-kim olduğumuzu sanıyoruz ki?
-"sen kim olduğunu sanıyorsun?" çıkışması geldi aklıma. küçümsemek ne kolay.
-ama bazen de ne haklı. aslında evet, kim olduklarını sanıyorlar ya da kim olduğumuzu sanıyoruz böyle?
-hayat acımasız. senin suçun.
-hangisi?
-hepsi, sen yaşıyorun.
-kötü hissettim.
-hayır hissetme. senin suçun ama hapse atılması gerekenler onlar. çünkü buranın yasaları farklı. kendi suçumuz olan şeylerin çoğu aslında kışkırtılma bir çeşit ama onları bilememek durumu var. buranın yasaları farklı. gerek fizik, gerek düşünce, gerek mantık, gerek hukuk ya da vesaire.
-anlamadım.
-boşver, benim suçum.
-ve ben hapse atıldım?
-evet, çünkü bilmiyorsun.
-cezam çok ağırmış..
-hayat çok acımasız..

müzik olarak sessizliğimizi dinliyoruz. o ne kadar güzel bir melodi öyle. o ahenk ve uyandırdığı hisler; tarif edilemez. içkileri fazla kaçırmışız. geçmişimiz sancıyor, kıvranıyoruz karşılıklı.
-ve şimdi de tüm ölülerimize kadeh kaldıralım!
-boşalmış kadehlerimiz. ölülerimiz içiyor fark ettirmeden.
-ama fark ettin?
-ve onlar ölü.
-o zaman?
-doğru, şerefe.

sıfırlanmak olgusunda takılıyoruz. ceplerimizden birer silgi çıkartıp birbirimize doğrultuyoruz. birimiz masayı yıkıyor, ötekiyse bağırıyor "en garde!" çarpışıyoruz. çarpışma hiç bitmiyor. bir şeyler kırılıyor, kırıklar ayağımıza batıyor. kendi kendimizi kırıyoruz. doğal seleksiyon diyor bir öteki. doğaya kafam girsin diyorum. bir ağaç düşlüyorum, bitiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder